Bir sosyal medya kullanıcısının ekranda yaptığı hareketler, göründüğünden daha fazla bilgi taşıyabiliyor. Hangi videonun açıldığı, içerikte ne kadar süre kalındığı, hangi paylaşımın beğenildiği, neyin arandığı veya hangi içeriğin birkaç saniye içinde geçildiği gibi davranışlar algoritmalar tarafından değerlendirilebiliyor. Bu verilerden hareketle kullanıcıların ilgi alanlarına ilişkin profiller oluşturulurken, sistemler bir sonraki aşamada hangi içeriğin ilgi çekebileceğine dair tahminler de yapabiliyor. Böylece yalnızca geçmiş tercihler değil, kullanıcının gelecekteki olası davranışları da algoritmaların değerlendirdiği veriler arasına giriyor.
AYNI UYGULAMA, FARKLI İÇERİK AKIŞI
Kişiselleştirme yalnızca sosyal medya akışlarında görülmüyor. Dijital reklamlar, çevrim içi mağazalardaki ürün önerileri, video platformları ve internet sitelerindeki içerik sıralamaları da kullanıcı davranışlarına göre şekillenebiliyor. Bu nedenle aynı uygulamayı kullanan iki kişinin karşısına aynı içeriklerin çıkması gerekmiyor. Bir kullanıcının geçmişte yaptığı seçimler, daha sonra göreceği içeriklerin belirlenmesinde yeni bir veri olarak kullanılıyor. Sistem bu noktada sürekli işleyen bir döngüyle çalışıyor: Kullanıcının davranışı veri oluşturuyor, bu veriye göre yeni öneriler hazırlanıyor ve önerilen içeriğe verilen tepki tekrar sisteme aktarılıyor. Böylece kişiye özel dijital ortam zaman içinde daha da belirgin hale geliyor.
ALGORİTMALAR SADECE TAHMİN Mİ EDİYOR?
Bu teknolojilerle ilgili tartışmanın merkezinde, algoritmaların kullanıcı davranışlarını ne ölçüde etkileyebildiği sorusu bulunuyor. Psikometrik profilleme ve mikro hedefleme yöntemleri kullanılarak farklı kullanıcı gruplarına farklı reklamların, mesajların veya içeriklerin ulaştırılması mümkün olabiliyor. Söz konusu yöntemler reklamcılık, pazarlama ve dijital iletişim alanlarında uzun süredir kullanılıyor. Güney Koreli filozof ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han da Enfokrasi adlı eserinde dijital ortamların bu yönünü ele alıyor. Han, kullanıcıların dijital dünyada bıraktığı verilerin yalnızca onları tanımaya değil, gelecekteki davranışları öngörmeye ve yönlendirmeye de hizmet edebileceğine dikkat çekiyor. Akıllı telefonlar ve dijital platformların günlük yaşamda daha geniş yer tutmasıyla birlikte ortaya çıkan veri miktarı da artarken, algoritmaların kullanıcıları ne kadar doğru analiz edebildiği ve sunulan içeriklerin düşünce ve tercihler üzerindeki etkisi tartışılmaya devam ediyor.




