<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ege Telgraf</title>
    <link>https://egetelgraf.com</link>
    <description>İzmir haberler, izmir son dakika, ulusal, ekonomi, siyaset, magazin, ege, bölgesel, spor, turizm, etkinlik, tarih, bilim, teknoloji,balçova, bayraklı, Bornova, buca, çiğli, gaziemir, güzelbahçe, karabağlar, Karşıyaka, konak, Narlıdere,  aliağa, bayındır, bergama, beydağ, çeşme, dikili, foça, Karaburun, Kemalpaşa, kınık, ege, afyon, uşak, yenigün, yeni asır, ilkses, egede son söz, muğla, kuşadası, bodrum, izmir, adliye, otel, kiralık, mhp, akparti, akp, chp, hdp, denizli, balıkesir, belediye, izmir büyükşehir, iyi parti, yeni, gelişme, yerel yönetim, yerel politika, manisa, turgutlu, izmir haberleri,  son dakika haberler için Ege Telgraf</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://egetelgraf.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 29 Aug 2026 05:34:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Bembeyaz olması gerekmiyor! Dişlerinizi her gün fırçalıyor olabilirsiniz: Sararmaya karşı doğru yöntemler]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/bembeyaz-olmasi-gerekmiyor-dislerinizi-her-gun-fircaliyor-olabilirsiniz-sararmaya-karsi-dogru-yontemler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/bembeyaz-olmasi-gerekmiyor-dislerinizi-her-gun-fircaliyor-olabilirsiniz-sararmaya-karsi-dogru-yontemler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dişlerin sarı görünmesi her zaman yetersiz ağız bakımından kaynaklanmıyor. Yaş, genetik özellikler, diş minesinin incelmesi ve çay, kahve ile tütün kullanımı gibi birçok faktör diş rengini değiştirebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Bembeyaz dişler herkes için doğal diş rengi anlamına gelmiyor. Dişin dışındaki mine tabakası yarı saydam bir yapıya sahip ve altında bulunan dentin doğal olarak sarımsı renkte. Yaş ilerledikçe minenin incelmesiyle dentin daha fazla görünür hale gelebildiği için dişler zaman içinde daha sarı veya koyu görünebiliyor. Genetik özellikler de dişlerin doğal renginde ve parlaklığında belirleyici olabiliyor. Bunun yanında çay, kahve, kırmızı şarap ve tütün kullanımı gibi alışkanlıklar diş yüzeyinde dış kaynaklı lekelenmelere yol açabiliyor. Diş taşı birikimi de sarı bir görünüm oluşturabiliyor.</p>

<h3><strong>HER SARARMANIN NEDENİ AYNI DEĞİL</strong></h3>

<p>Diş rengindeki değişiklikler genel olarak yüzeysel ve dişin iç yapısından kaynaklanan renklenmeler şeklinde değerlendiriliyor. Yüzey lekeleri çoğunlukla tüketilen yiyecek ve içecekler ile tütün kullanımına bağlı ortaya çıkarken, içsel renk değişikliklerinde yaşlanma, bazı ilaçların çocukluk döneminde kullanılması, çürükler, diş travmaları ve pulpa kaynaklı sorunlar rol oynayabiliyor. Bu nedenle özellikle tek bir dişte belirgin koyulaşma görülmesi veya renk değişikliğine ağrı, hassasiyet, diş eti kanaması ya da şişlik gibi belirtilerin eşlik etmesi durumunda yalnızca kozmetik bir sorun olduğu düşünülmemesi gerekiyor. Amerikan Diş Hekimleri Birliği de diş beyazlatma öncesinde renklenmenin nedeninin değerlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>BEYAZLATMA ÖNCESİ DİKKAT</strong></h3>

<p>Dişlerdeki yüzeysel lekelerin azaltılmasında düzenli fırçalama, diş ipi kullanımı ve profesyonel diş temizliği yardımcı olabilir. Çay, kahve ve tütün gibi lekelenmeye neden olabilecek ürünlerin kullanımının azaltılması da yeni renklenmelerin oluşmasını sınırlayabilir. Ancak dişin doğal renginden veya içsel renklenmeden kaynaklanan sarılıkta yalnızca fırçalamak yeterli olmayabilir. Bu durumda diş hekimi, kişinin ağız ve diş sağlığını değerlendirerek uygun beyazlatma ya da başka bir tedavi seçeneğini belirleyebilir. Özellikle diş minesini aşındırabilecek veya yüksek asit içeren ev yapımı karışımların kontrolsüz şekilde kullanılması yerine, renk değişikliğinin nedeninin belirlenmesi gerekiyor. Profesyonel beyazlatma işlemleri sağlıklı dişlerdeki uygun renklenmeler için kullanılabilirken, mevcut çürük veya başka ağız-diş sorunlarının bulunduğu durumlarda önce bunların değerlendirilmesi önem taşıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/bembeyaz-olmasi-gerekmiyor-dislerinizi-her-gun-fircaliyor-olabilirsiniz-sararmaya-karsi-dogru-yontemler</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 02:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2025/12/beyaz-dis-sahibi-olmanin-puf-noktalari-1.jpg" type="image/jpeg" length="78393"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun ömrün sırrı ne? Canan Karatay tek tek anlattı: Bunlardan uzak durun]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/uzun-omrun-sirri-ne-canan-karatay-tek-tek-anlatti-bunlardan-uzak-durun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/uzun-omrun-sirri-ne-canan-karatay-tek-tek-anlatti-bunlardan-uzak-durun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Canan Karatay, sosyal medyada yeniden gündeme gelen görüntülerinde uzun ve sağlıklı yaşamın dikkat edilmesi gereken noktalarını anlattı. Karatay, özellikle aşırı işlenmiş ve katkılı gıdalardan uzak durulmasını önerdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşam üzerine yaptığı açıklamalarla sık sık gündeme gelen Prof. Dr. Canan Karatay, sosyal medyada yeniden gündem olan görüntüleriyle dikkat çekti. 84 yaşındaki Karatay, uzun ve sağlıklı bir yaşam için beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Geçtiğimiz yıl 47 yıllık eşi Dr. Ali Başak Karatay'ı kaybeden Prof. Dr. Canan Karatay, eşinin vefatının ardından bir süre kamuoyundan uzak kalmıştı. Karatay'ın aylar sonra ortaya çıkan görüntüleri sosyal medyada ilgi gördü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>UZUN YAŞAM İÇİN DOĞAL BESLENME VURGUSU</strong></h3>

<p>Bir misafirlik sırasında kendisine yöneltilen uzun yaşamın sırrına ilişkin soruyu yanıtlayan Karatay, sağlıklı ve doğal bir yaşamın önemine dikkat çekti. Karatay, özellikle katkı maddesi içeren ve aşırı işlenmiş ürünlerden uzak durulması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Karatay, uzun yaşamın temelinde sağlıklı ve doğal beslenmenin bulunduğunu ifade ederek, az yemek ve işlenmiş gıdaları tüketmemek gerektiğini söyledi.</p>

<h3><strong>UYKU VE SU TÜKETİMİNE DİKKAT ÇEKTİ</strong></h3>

<p>Beslenmenin yanı sıra uyku düzeni ve yeterli sıvı tüketiminin de sağlıklı yaşam açısından önemli olduğunu belirten Karatay, özellikle düzenli uykuya dikkat çekti.</p>

<p>Karatay, yetişkinlerin mümkün olduğunca yeterli süre uyuması gerektiğini belirtirken, vücudun susuz bırakılmamasının da önem taşıdığını dile getirdi.</p>

<p>Sosyal medyada yayılan görüntülerde sağlıklı görünümüyle de dikkat çeken Karatay'ın uzun yaşamla ilgili sözleri kısa sürede gündem oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER  MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/uzun-omrun-sirri-ne-canan-karatay-tek-tek-anlatti-bunlardan-uzak-durun</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 16:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2025/05/canan-karatay-fit-olmanin-tuyosunu-paylasti-pekmezle-birlikte-tuketin-farki-gorun-4czg.webp" type="image/jpeg" length="77832"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["2 günde 5 kilo" vaadine dikkat! Uzmandan kritik uyarı: Ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/2-gunde-5-kilo-vaadine-dikkat-uzmandan-kritik-uyari-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/2-gunde-5-kilo-vaadine-dikkat-uzmandan-kritik-uyari-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, kısa sürede yüksek miktarda kilo verme vaadiyle sunulan şok diyetlere karşı uyarıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Selin Ok, "2 günde 5 kilo verdiren" detoks ve metabolizma hızlandırıcı diyetlerin çoğunlukla yağ değil sıvı kaybına neden olduğunu belirterek ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hızlı kilo verme vaadiyle uygulanan şok diyetler, uzmanların uyarılarını yeniden gündeme getirdi. Acıbadem Kent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Selin Ok, özellikle kısa sürede yüksek miktarda kilo kaybı vadeden detoks ve metabolizma hızlandırıcı diyetlerin sağlıklı olmadığını belirtti.</p>

<p>Diyet sürecinde yapılan yanlışların yalnızca kilo verme hedefini olumsuz etkilemediğini ifade eden Ok, kas dokusu kaybı ve çeşitli sağlık sorunlarının da ortaya çıkabileceğini söyledi. Uzman, "2 günde 5 kilo verdiren" gibi iddialarla sunulan diyetlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.</p>

<h3><strong>HIZLI KİLO KAYBI YAĞDAN OLMAYABİLİR</strong></h3>

<p>Kısa sürede tartıda görülen yüksek miktardaki düşüşün doğrudan yağ kaybı anlamına gelmediğini belirten Ok, bu tür diyetlerde çoğunlukla sıvı kaybının yaşandığını ifade etti. Hızlı kilo verme amacıyla uygulanan programların protein, vitamin ve mineral eksikliklerine neden olabileceğini aktaran Ok, bu durumun ciddi sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><img alt="Beslenme-3" class="detail-photo img-fluid" height="852" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/06/beslenme-3.jpeg" width="1280" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>TEK TİP BESLENMEYE DİKKAT</strong></h3>

<p>Sadece salata gibi tek tip besinlerle beslenmenin de yapılan önemli hatalardan biri olduğunu belirten Ok, vücudun ihtiyaç duyduğu kompleks karbonhidrat, protein ve yağların yeterli miktarda alınması gerektiğini söyledi. Bu besin gruplarının eksik alınması durumunda çeşitli vitamin ve mineral yetersizliklerinin ortaya çıkabileceğini ifade eden Ok, hedeflenen sağlıklı kilo kaybının da gerçekleşmeyebileceğini belirtti.</p>

<h3><strong>"FİT" VE "ŞEKERSİZ" ETİKETLERİNE ALDANMAYIN</strong></h3>

<p>Uzman Hande Selin Ok, paketli ürünlerde yer alan "şekersiz" ve "fit" ifadelerinin de tek başına ürünün sağlıklı olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekti. Bu ürünlerin içerisinde şeker bulunmasa bile yüksek miktarda nişasta veya çeşitli katkı maddelerinin bulunabileceğini belirten Ok, tüketicilerin ürünlerin içeriklerini dikkatli şekilde incelemesi gerektiğini söyledi.</p>

<h3><strong>TARTIDAKİ TEK RAKAMA ODAKLANMAYIN</strong></h3>

<p>Diyet sırasında yalnızca tartıda görülen rakama odaklanmanın da motivasyonu olumsuz etkileyebileceğini belirten Ok, günlük kilo değişimlerinin farklı faktörlerden etkilenebileceğini ifade etti. Gün içerisinde tüketilen besinler, stres seviyesi ve su tüketiminin tartı sonuçlarında değişikliğe neden olabileceğini aktaran Ok, tek bir tartı sonucunun kişinin başarısını belirlememesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h3><strong>HERKES İÇİN AYNI DİYET UYGUN DEĞİL</strong></h3>

<p>Kilo verme sürecinde herkes için geçerli tek bir diyet programının bulunmadığını belirten Ok, kişinin yaşı, boyu, yaşam biçimi, beslenme alışkanlıkları ve sosyo-kültürel çevresi gibi birçok unsurun dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Sağlıklı ve sürdürülebilir bir kilo verme süreci için beslenme ve diyet uzmanından destek alınmasının önemine dikkat çeken Ok, uzmanların kişinin yaşam tarzı ve sağlık durumunu bütüncül şekilde değerlendirerek kişiye özel program oluşturduğunu ifade etti. Ok ayrıca, kilo verme sürecinde altta yatan tıbbi veya psikolojik nedenlerin de değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, diyetin uzman eşliğinde ve sürdürülebilir bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Video Haber</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/2-gunde-5-kilo-vaadine-dikkat-uzmandan-kritik-uyari-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/diyetisyen.jpg" type="image/jpeg" length="28812"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne adayları dikkat! Gebelikte tansiyon yükselmesine dikkat: Anne ve bebeği tehdit edebilir]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/anne-adaylari-dikkat-gebelikte-tansiyon-yukselmesine-dikkat-anne-ve-bebegi-tehdit-edebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/anne-adaylari-dikkat-gebelikte-tansiyon-yukselmesine-dikkat-anne-ve-bebegi-tehdit-edebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gebelikte özellikle 20. haftadan sonra ortaya çıkan tansiyon yüksekliği, anne ve bebeğin sağlığı açısından ciddi riskler oluşturabiliyor. Uzmanlar, düzenli tansiyon takibi ve gebelik kontrollerinin aksatılmaması gerektiğini vurguluyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik döneminde tansiyon değerlerinin yükselmesi, anne adaylarının göz ardı etmemesi gereken sağlık sorunları arasında yer alıyor. Özellikle gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan yüksek tansiyonun gebelik hipertansiyonu ve preeklampsi açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Liv Hospital Ulus Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Sucak, gebelik sürecinde düzenli kontrollerin aksatılmaması gerektiğini belirterek tansiyon takibinin önemine dikkat çekti. Gebelikte görülen hipertansiyonun hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından ciddi riskler oluşturabileceğini ifade eden Sucak, tek bir tansiyon ölçümü üzerinden değerlendirme yapılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<h3><strong>20. HAFTADAN SONRA DAHA DİKKATLİ OLUNMALI</strong></h3>

<p>Prof. Dr. Sucak, özellikle gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkan tansiyon yüksekliğinin yakından takip edilmesi gerektiğini belirtti. Gerekli durumlarda tekrarlayan tansiyon ölçümleri, kan ve idrar tetkikleri ile anne ve bebeğin sağlık durumunun değerlendirilmesi gerekiyor. Düzenli gebelik kontrollerinin, olası sorunların erken fark edilmesine yardımcı olduğu ve takip sürecinin buna göre planlanabildiği ifade edildi.</p>

<p><img alt="Doktor Gebelik Uyarı" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/doktor-gebelik-uyari.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>BU BELİRTİLER VARSA BEKLEMEYİN</strong></h3>

<p>Preeklampsinin yalnızca tansiyon yüksekliğiyle sınırlı olmadığına dikkat çeken Sucak, bazı belirtilerin önemli uyarılar taşıdığını söyledi. Şiddetli veya geçmeyen baş ağrısı, görmede bulanıklık ya da ışık çakmaları, yüzde ve ellerde ani şişlik, özellikle üst karın bölgesinde ağrı, nefes darlığı ve belirgin şekilde kötü hissetme gibi şikâyetlerin ortaya çıkması halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.</p>

<h3><strong>KİMLER DAHA YAKINDAN TAKİP EDİLMELİ?</strong></h3>

<p>Daha önceki gebeliğinde preeklampsi yaşayan, kronik hipertansiyonu bulunan, diyabet veya böbrek hastalığı olan anne adaylarının yanı sıra çoğul gebelik yaşayanların da daha yakından takip edilmesi gerektiği belirtildi. Bununla birlikte herhangi bir risk faktörü bulunmayan anne adaylarında da gebelik sırasında tansiyon yüksekliği gelişebileceği vurgulandı.</p>

<h3><strong>DÜZENLİ KONTROLLER İHMAL EDİLMEMELİ</strong></h3>

<p>Uzmanlar, gebelik boyunca yalnızca anne adayının kendisini kötü hissettiği durumlarda değil, rutin kontroller sırasında da tansiyon ölçümünün yapılmasının önemine dikkat çekiyor. Tansiyon takibinin yanı sıra gerekli görüldüğünde kan ve idrar testleri ile bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi, olası risklerin erken dönemde belirlenmesine yardımcı olabiliyor. Prof. Dr. Ayhan Sucak, anne adaylarına gebelik boyunca doktor kontrollerini aksatmama çağrısında bulunarak yüksek tansiyonun erken fark edilmesinin hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/anne-adaylari-dikkat-gebelikte-tansiyon-yukselmesine-dikkat-anne-ve-bebegi-tehdit-edebilir</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/gebelik-2.jpg" type="image/jpeg" length="44854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Protez sonrası enfeksiyon tedavisinde yeni adım! EÜ'den TÜBİTAK destekli proje]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/protez-sonrasi-enfeksiyon-tedavisinde-yeni-adim-euden-tubitak-destekli-proje</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/protez-sonrasi-enfeksiyon-tedavisinde-yeni-adim-euden-tubitak-destekli-proje" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ege Üniversitesi’nde protez ameliyatları sonrası enfeksiyonlara karşı ameliyat sırasında uygulanabilecek, tigesiklin yüklü ve 7-10 gün kontrollü salım sağlayacak yerli nanofiber teknoloji geliştiriliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, sağlık alanındaki bilimsel çalışmalarına bir yenisini ekledi. Eczacılık Fakültesi Farmasötik Teknoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinem Yaprak Karavana’nın yürütücülüğünü yaptığı “Artroplasti Sonrası Gelişen Enfeksiyonların Tedavisinde Kullanılmak Üzere İntraartiküler Çapraz Bağlı Nanofiber Formülasyonlarının Geliştirilmesi ve In Vitro/In Vivo Değerlendirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.</p><h3><strong>YERLİ BİR TEKNOLOJİ GELİŞTİRİLİYOR</strong></h3><p>Proje kapsamında, diz ve kalça protezi olarak bilinen artroplasti ameliyatlarının ardından gelişebilen enfeksiyonlara karşı operasyon sırasında uygulanabilecek ve uzun süreli koruma sağlaması hedeflenen yerli bir teknoloji geliştiriliyor. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Sinem Yaprak Karavana ve ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi.</p><p><img src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/protez-sonrasi-enfeksiyon-tedavisinde-yeni-adim-euden-tubitak-destekli-proje-2.JPG" alt="Protez Sonrası Enfeksiyon Tedavisinde Yeni Adım! Eü'den Tübi̇tak Destekli Proje (2)"></p><h3><strong>YAN ETKİLERE KARŞI YENİ BİR YÖNTEM HEDEFLENİYOR</strong></h3><p>Projenin hedefleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Sinem Yaprak Karavana, ameliyat sonrası hastanede yatış süresini azaltabilecek bir tedavi alternatifi geliştirmek istediklerini belirtti. Karavana, “Artroplasti (diz ve kalça protezi) ameliyatları sonrası gelişen enfeksiyonların tedavisinde kullanılan mevcut yöntemler, hastalar için oldukça zorlu süreçleri beraberinde getiriyor. Damar yoluyla uygulanan geniş spektrumlu antibiyotiklerin karaciğer toksisitesi, şiddetli bulantı ve pıhtılaşma bozuklukları gibi ağır yan etkilere yol açıyor. Projemiz, geleneksel ilaç uygulamalarının düşük biyoyararlanım ve sistemik toksisite gibi kısıtlamalarını aşma ihtiyacından doğdu. Amacımız; ameliyat sırasında doğrudan bölgeye uygulanabilen, tigesiklin yüklü ve çapraz bağlı bir nanofiber ilaç taşıyıcı sistemi geliştirmektir. Bu sayede yüklenen antibiyotiğin sadece enfeksiyon bölgesinde, 7-10 gün boyunca kontrollü salımı sağlanacak. Geliştirilecek olan nanofiber teknolojisi, hasta konforuna katkı sunacak. Mevcut protokollerde günde iki kez olmak üzere bir hafta boyunca uygulanan toplam 14 doz damar içi antibiyotik kullanımı yerine; ameliyat sırasında yerleştirilen tek bir lokal uygulama yeterli olacak. Bu yöntemle bakteri ve biyofilm oluşumunun profilaktik olarak engellenmesi, revizyon ameliyatı riskinin düşürülmesi ve hastaların hastanede yatış sürelerinin kısaltılması hedefleniyor” dedi.</p><h3><strong>ENFEKİYON AZALTILMASI AMAÇLANIYOR</strong></h3><p>Proje kapsamında geliştirilecek sistemin tigesiklin içeren çapraz bağlı nanofiber bir ilaç taşıyıcı olması planlanıyor. Uygulamanın ameliyat sırasında doğrudan enfeksiyon bölgesine yapılması ve antibiyotiğin burada 7-10 gün boyunca kontrollü şekilde salınması hedefleniyor. Bu yöntemle mevcut tedavi protokollerinde bir hafta boyunca günde iki kez uygulanan toplam 14 doz damar içi antibiyotik yerine, ameliyat sırasında gerçekleştirilecek tek bir lokal uygulamanın kullanılması amaçlanıyor. Projede ayrıca bakteri ve biyofilm oluşumunun profilaktik olarak engellenmesi, revizyon ameliyatı riskinin azaltılması ve hastaların hastanede yatış sürelerinin kısaltılması hedefleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h3><strong>PROJENİN AMACI</strong></h3><p>Prof. Dr. Karavana, dünya genelinde yaşlanan nüfusla birlikte artroplasti ameliyatlarının önümüzdeki yıllarda yüzde 600’ün üzerinde artmasının beklendiğini belirtti. Karavana, “Dünya genelinde yaşlanan nüfusla birlikte artroplasti ameliyatlarında önümüzdeki yıllarda yüzde 600’ün üzerinde artış bekleniyor. Proje kapsamında laboratuvar çalışmalarının ardından sıçanlar üzerinde yapılacak in vivo deneylerle, tigesiklin yüklü nanofiberlerin enfeksiyonu önleme başarısı ve sistemik etkileri detaylı olarak analiz edilecek. Geliştirdiğimiz bu yerli nano-teknolojik çözüm, küresel bir sağlık sorununa tam zamanında sunulan yenilikçi bir yanıttır. Hem hasta yaşam kalitesini artırmayı hem de sağlık ekonomisine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz” diye konuştu.</p><h3><strong>HAYVAN DENEYLERİ YAPILACAK</strong></h3><p>Projenin ilerleyen aşamalarında laboratuvar çalışmalarının tamamlanmasının ardından sıçanlar üzerinde in vivo deneyler gerçekleştirilecek. Bu deneylerde tigesiklin yüklü nanofiberlerin enfeksiyonu önleme başarısı ile sistemik etkilerinin detaylı şekilde analiz edilmesi planlanıyor. Geliştirilecek yerli nano-teknolojik çözümle protez ameliyatları sonrasında ortaya çıkabilen enfeksiyonların önlenmesine yönelik yeni bir uygulama geliştirilmesi ve bu yöntemin hasta yaşam kalitesi ile sağlık ekonomisine katkı sağlaması hedefleniyor.</p><h3><strong>PROJEDE YER ALAN İSİMLER</strong></h3><p>Eczacılık ve Tıp fakültelerinin ortaklığında yürütülen proje, farklı uzmanlık alanlarını bir araya getiriyor. Projede Farmasötik Teknoloji, Farmasötik Mikrobiyoloji, Enfeksiyon Hastalıkları ile Ortopedi ve Travmatoloji anabilim dallarından uzmanlar görev yapıyor. Prof. Dr. Sinem Yaprak Karavana’nın yürütücülüğündeki ekipte Arş. Gör. Dr. Meliha Güneş, Doç. Dr. Fethiye Ferda Yılmaz, Arş. Gör. Dr. Ayşegül Ateş Değirmenci, Prof. Dr. Anıl Murat Öztürk, Dr. Furkan Çankaya, Doç. Dr. Hüseyin Aytaç Erdem ve Prof. Dr. Meltem Taşbakan yer alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BÜLTEN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/protez-sonrasi-enfeksiyon-tedavisinde-yeni-adim-euden-tubitak-destekli-proje</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/protez-sonrasi-enfeksiyon-tedavisinde-yeni-adim-euden-tubitak-destekli-proje-1.JPG" type="image/jpeg" length="21752"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehir hastaneleri kent sağlığına yanlış tedavidir!]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/sehir-hastaneleri-kent-sagligina-yanlis-tedavidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/sehir-hastaneleri-kent-sagligina-yanlis-tedavidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bayraklı’nın ardından Buca Tınaztepe’de bin 800 yataklı ikinci şehir hastanesi yapılacak. Meslek örgütlerinin temsilcileri, yeni bir şehir hastanesi yerine mevcut hastanelerin güçlendirilmesi ve ulaşılabilir sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini düşünüyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İlayda ŞAHİN/EGE TELGRAF- </strong>Türkiye’nin nüfus açısından üçüncü büyük kenti İzmir’de, sağlık hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha fazla hissedilir hale geldi. Kentin dört bir yanındaki hastaneler, her gün muayene olmak, kontrole gitmek ya da tedavisini sürdürmek isteyen binlerce kişiyi ağırladı. Nüfus arttıkça hastanelerin yükü de büyüdü, kentin sağlık yatırımları da yıllar içinde çeşitlendi. Bu süreçte en büyük yatırımlardan biri Bayraklı ‘da yapıldı ve İzmir Şehir Hastanesi 2023 yılında hizmete girdi. Binlerce yatağı ve çok sayıda sağlık birimini aynı yerleşkede buluşturan ilk şehir hastanesinin hizmete girmesinin üzerinden yaklaşık üç yıl geçti. Bu kez kentin güneyinde yeni bir yatırım gündeme geldi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Buca Tınaztepe’de bin 800 yataklı ikinci şehir hastanesinin yapılacağını açıkladı. Ancak yeni hastanenin duyurulmasının ardından değerlendirmelerde bulunan sağlık meslek örgütü temsilcileri, İzmir’in ikinci bir şehir hastanesine ihtiyacı olmadığını savundu. Dev sağlık kompleksleri yerine mevcut hastanelerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi gerektiğini belirten sağlıkçılar, vatandaşların yaşadıkları yere yakın ve kolay ulaşabilecekleri hastanelerde sağlık hizmeti almasının daha doğru olacağını ifade etti.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/bayrakli-sehir-hastanesi.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>“ŞEHİR HASTANELERİNE KARŞIYIZ”</strong></h3>

<p>İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, ikinci şehir hastanesini değerlendirirken Tabip Odaları ve Türk Tabipleri Birliği’nin şehir hastanesi modeline karşı olduğunu belirtti ve gerekçesini “Çünkü bunlar terk edilmiş hizmet biçimleri. Bu kadar büyük hastanelerin yönetiminde ve hekimlerin birbiriyle iletişiminde sorunlar oluyor. Hastaların yer bulması, bir hastanenin bir yerinden diğer yerine gitmesi hem sorun hem de çok pahalıya mal oluyor. Ayrıca buraların ısıtılması, aydınlatılması, soğutulması, temizlenmesi yani her biri de ayrıca korkunç büyük insan gücü, enerji gerektiriyor. Çoğu kullanılmayan boş alanlar var oralarda. Yani koridorlar, büyük alanlar, yok alışveriş alanları. Gereksiz bir israf olduğunu düşünüyoruz. Birinci şehir hastanesinin daha tam sorunları tükenmeden, ikinci bir şehir hastanesine başlanmasının kaynak israfı olarak düşünüyoruz” sözleriyle açıklayarak şehir hastaneleri yerine tüm temel branşları barındıran ancak daha küçük ölçekteki hastanelerin tercih edilmesi gerektiğini savundu.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/izmir-tabip-odasi-baskani-prof-dr-gul-ergor.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>MEVCUT HASTANELER?</strong></h3>

<p>“Bu şehir hastanelerinin açılması var olan, kullanılan, toplumun alıştığı, hekimlerin hizmet vermeye alıştığı hastanelerin kapatılmasını getiriyor” diyen Ergör, “Öyle olmayacağı söylense de sonuçta mutlaka o yola gidiliyor. Hekimlerin ve bütün personelin yer değiştirmesi gerekiyor. Toplumun alıştığı semtlerde hizmet artık verilmiyor. Yani bütün bu nedenlerden dolayı sakıncalı olduğunu düşünüyoruz. Eğer hastanelerin yenilenmesi gerekiyorsa var olan hastanelerde bu tür değişiklikler yapılabilir” dedi.</p>

<h3><strong>BUCA TRAFİĞİ UYARISI</strong></h3>

<p>Ergör, ikinci şehir hastanesinin Buca’ya yapılması halinde ulaşımın da önemli bir sorun olacağını savunarak “Bayraklı'da sorunlar var. Şimdi bu hastaneyle Buca'da bir de yani tek bir tane olan çevre yolunu çok tıkayacak. Buca, Bornova, Bayraklı hepsini birleştiriyor. Yani aynı yola yüklenilmiş olacak. Zaten Buca trafiği çok korkunç durumda” açıklamasını yaptı.</p>

<h3><strong>“MESLEK ÖRGÜTLERİNE SORULMUYOR”</strong></h3>

<p>Son olarak Sağlık Bakanlığı’nın yatırımları planlarken meslek örgütlerinden görüş alıp almadığıyla ilgili de konuşan İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, “Maalesef. Yani hiçbir zaman meslek örgütlerine ya da uzmanlık derneklerine genellikle hiçbir fikir alışverişi yapılmıyor. Belki bakanlığın kendi danışma kurulları var bazı alanlarda ama yani oralara da kimleri davet edeceğini kendisi belirliyor zaten ve genellikle uzmanlık dernekleri ya da meslek örgütleri ile bir görüş alışverişi olmuyor. Ancak randevu istersek bizim merkez örgütümüz randevuya cevap aldı ve Bakanlıkla görüştü” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<h3><strong>‘KOLAY ULAŞILABİLMELİ”</strong></h3>

<p>Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol da şehir hastaneleri yerine vatandaşın yaşadığı bölgeye yakın sağlık kuruluşlarının güçlendirilmesi gerektiğini savunarak “Bizim Türkiye'de şehir hastanelerine ihtiyacımız yok. Ülkemizde vatandaşın kolay ulaşabildiği, vatandaşın evine yakın, ikametine yakın yerlerden alabileceği sağlık hizmetine ihtiyaç var. Bu sağlık hizmeti de devlet hastanelerimizin nüfusa göre yaygınlaştırılmış, vatandaşın kolay ulaşabildiği yerlere devlet hastanelerinin yapılmasıyla sağlanmalı” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/birlik-saglik-sen-genel-baskani-ahmet-dogruyol.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>“EKONOMİYE KÜLFET”</strong></h3>

<p>“İzmir'de zaten bir tane şehir hastanesi var” diyen Doğruyol, “Bu hastaneye giden vatandaş içinde kayboluyor. O kadar büyük. Ben yani kaç yıldır sendikacıyım. Yıllardan beri sağlık kuruluşlarına giderim. Ben gittiğimde bile gideceğim yere 10 sefer sorarak arkadaşlara gidiyorum. Üstelik şehir hastanelerinde doluluk garantisi var ve ihale şartnameleri sır gibi saklanıyor. O şehir hastanesinde her bir metrekareye kira ödüyoruz. Bu Türkiye ekonomisine külfet. Üstelik İzmir merkezdeki hastanelerimizin pek çoğu depreme dayanıksız. Bu hastanelerin öncelikle yenilenip pırıl pırıl hastanelerin yapılmasında fayda var. Bu hastaneler yenilenmeden şehirlerin kenarlarında, vatandaşın oraya gideceği zaman 2-3 araç değiştirerek gidebildiği yerlerdeki hastanelere bizim ihtiyacımız yok” ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>“RANT SAĞLANDI”</strong></h3>

<p>Doğruyol, mevcut hastanelerin kapatılması veya yıkılmasının ardından yaşananlara örnek olarak Konak’taki hastaneyi göstererek “Konak Hastanesi yıkıldıktan sonra ne oldu? Bir sürü sıkıntı çekti o bölgedeki insanlar. Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi o yükü kaldıramıyor. O bölgedeki özel hastanelere bir şekilde rant sağlandı” diye açıkladı.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/buca-sehir-hastanesi.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>“DÜNYADA VAZGEÇİLDİ”</strong></h3>

<p>Şehir hastanelerinin geçmişte farklı ülkelerde denendiğini ve büyük hastane modelinden vazgeçildiğini söyleyen Doğruyol, “Dünyada 90'lı yıllarda denenmiş olan bir sistem. Şehir hastaneleri ve vazgeçilmiş. Neden vazgeçilmiş? Çünkü kolay yönetilebilen, verim alınabilen hastanelerin yatak sayıları 300-350’dir. Dünya bunu böyle kabul etmiş. Biz hale binden fazla yataklı şehir hastanesi yapıyoruz. Bu hastanelerin zaten yönetilmesi zor” dedi.</p>

<p>Şehir hastaneleri yerine geçmişte gündeme getirilen Sağlıklı Hayat Merkezleri’nin daha kapsamlı hale getirilmesini desteklediklerini belirten Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol,“Eski Sağlık Bakanlarımız Sağlık Hayat Merkezleri yapacağız demişti. Sağlık Hayat Merkezleri var ama bizim istediğimiz gibi olmadı. Oralar butik hastane gibi küçük laboratuvar hizmetleri, röntgen hizmetleri, poliklinik hizmetleri olabilirdi. Türkiye'deki sağlık planlamalarımız çok daha sağlıklı olması lazım. Yani bu planlamalar yapılırken STK'larla bir şekilde bir araya gelip kararlar alınmasında büyük fayda var” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>EGE TELGRAF</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/sehir-hastaneleri-kent-sagligina-yanlis-tedavidir</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 08:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/sehir-hastaneleri-kent-sagligina-yanlis-tedav.jpg" type="image/jpeg" length="39228"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uykuyla tansiyon arasındaki bağlantı ortaya çıktı! 6 saat detayına dikkat]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/uykuyla-tansiyon-arasindaki-baglanti-ortaya-cikti-6-saat-detayina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/uykuyla-tansiyon-arasindaki-baglanti-ortaya-cikti-6-saat-detayina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Emrah Özdemir, geceleri sürekli 6 saatten az uyumanın yüksek tansiyon riskini artırabileceğini belirterek uyku düzeninin kalp sağlığı açısından önemine dikkat çekti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<style type="text/css"><!--/* Font Definitions */ @font-face {font-family:&quot;Cambria Math&quot;; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:&quot;&quot;; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:1.0pt; mso-ligatures:standardcontextual; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;}--><!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Cambria Math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:1.0pt; mso-ligatures:standardcontextual; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;} --></div>
</style>
<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Özdemir, uyku süresinin kalp ve damar sağlığı açısından önem taşıdığını belirtti. Özdemir, geceleri sürekli 6 saatten az uyumanın yüksek tansiyon riskini artırabileceğini bildirdi. Uyku sırasında kalp hızının ve kan basıncının doğal olarak düşmesinin beklendiğini belirten Özdemir, uykunun kalp ve damar sistemi açısından dinlenme dönemlerinden biri olduğunu ifade etti. Özdemir, "Yetersiz uyku durumunda vücut bu dinlenme sürecini yeterince tamamlayamayabilir. Özellikle uyku süresinin sürekli olarak kısa olması, kan basıncının gece boyunca beklenen düzeyde düşmesini engelleyebilir." ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>SADECE YORGUNLUK YAPMIYOR</strong></h3>

<p>Yetersiz uykunun yalnızca yorgunluk ve dikkat kaybıyla değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Özdemir, uyku eksikliğinin kalp-damar sistemi üzerinde de etkileri olabileceğini söyledi. Özdemir, yetersiz uykunun stres hormonlarının artmasına ve sempatik sinir sisteminin daha aktif çalışmasına neden olabileceğini belirterek, "Vücudun uzun süre bu şekilde uyarılmış halde kalması, kalp hızını ve kan basıncını etkileyebilir. Bu nedenle uyku düzenini kalp sağlığından bağımsız düşünmemek gerekir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h3><strong>7-8 SAAT UYUYANLAR DA DİKKAT</strong></h3>

<p>Sadece yatakta geçirilen sürenin yeterli olmadığını vurgulayan Özdemir, uyku kalitesinin de dikkate alınması gerektiğini belirtti. Gece boyunca sık uyanma, uykuya dalmakta güçlük çekme, horlama ve uyku apnesi gibi sorunların uyku kalitesini bozabileceğine dikkat çeken Özdemir, "Bir kişi yedi-sekiz saat uyuduğunu düşünebilir ancak uyku sürekli bölünüyorsa vücut yeterince dinlenemeyebilir. Özellikle yüksek tansiyonu bulunan veya kalp-damar hastalığı açısından risk taşıyan kişilerin uyku kalitesini de dikkate alması önemlidir" önerisinde bulundu. Yüksek tansiyon gelişiminde genetik yatkınlık, yaş, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, fazla kilo, stres ve sigara kullanımının da rol oynadığını aktaran Özdemir, uykunun bu faktörler arasında önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>“UYKU DÜZENİNİZİ GÖZDEN GEÇİRİN”</strong></h3>

<p>Düzenli ve yeterli uykunun kan basıncının kontrolü ve kalp-damar sağlığının korunması açısından göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Özdemir, özellikle bazı kişilerin uyku düzenlerine dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Özdemir, "Özellikle geceleri sürekli altı saatten az uyuyan, sabah dinlenmeden uyanan veya yüksek tansiyon problemi bulunan kişilerin uyku düzenlerini gözden geçirmeleri gerekiyor. Gerekli durumlarda uzman değerlendirmesi önem taşıyor." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/uykuyla-tansiyon-arasindaki-baglanti-ortaya-cikti-6-saat-detayina-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 07:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/07/uykusuzluk-nedir-1280x854.webp" type="image/jpeg" length="26808"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evde konserve yapanlar dikkat! Kavanoz normal görünse bile ölümcül risk taşıyabilir]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/evde-konserve-yapanlar-dikkat-kavanoz-normal-gorunse-bile-olumcul-risk-tasiyabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/evde-konserve-yapanlar-dikkat-kavanoz-normal-gorunse-bile-olumcul-risk-tasiyabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sonuyla birlikte başlayan ev yapımı konserve hazırlıklarında uzmanlardan kritik uyarı geldi. Doç. Dr. Ahsen Rayman Ergün, botulinum toksini riskine karşı doğru ısıl işlem ve pH kontrolünün önemini anlattı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının sona ermesiyle mutfaklarda geleneksel konserve hazırlıkları başladı. Ancak bilimsel yöntemlere uygun olmayan uygulamaların ciddi sağlık risklerini beraberinde getirebileceği belirtildi.</p><h3><strong>EV YAPIMI KONSEVERLERDE DİKKAT</strong></h3><p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahsen Rayman Ergün, ev yapımı sebze konservelerinde en büyük tehdidin “Clostridium botulinum” bakterisinin ürettiği ‘botulinum’ toksini olduğunu belirterek gıda güvenliği konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.</p><h3><strong>"KAYNATMAYA GÜVENMEK YETERLİ DEĞİL"</strong></h3><p>Doç. Dr. Rayman Ergün, ev yapımı konservelerde karşılaşılan en ciddi riskin botulizm zehirlenmesi olduğunu belirtti. Bakterinin oksijensiz ortamlarda hızla gelişebildiğine dikkat çeken Ergün, toplumda yaygın olan bazı yanlış inanışların da düzeltilmesi gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Rayman Ergün, “Bu bakteri sporları toprakta ve çevrede doğal olarak bulunabiliyor. Özellikle konserveleme sırasında kavanoz içerisinde oksijenin azalması, bu sporların gelişmesi için elverişli bir ortam oluşturuyor. Vatandaşlarımızın yaptığı en büyük hata ‘kavanozu kaynattım, kapağı vakum yaptı, dolayısıyla güvenlidir’ düşüncesidir. Kaynatma birçok bakteriyi etkisiz hale getirebilir ancak C. botulinum sporları çok daha dayanıklıdır. Özellikle düşük asitli gıdalarda yalnızca normal kaynatmaya güvenmek yeterli değildir; uygun ve doğrulanmış bir ısıl işlem gerekir. Isıl işlem sıcaklık ve süre kombinasyonudur ve bu parametrelerin doğru hesaplanması gerekmektedir. Dolayısıyla konserve güvenliğini sadece ‘kaynatıldı mı?’ diye değerlendirmemek gerekir. pH; sıcaklık, zaman, oksijen koşulları ve gıdanın yapısı birlikte değerlendirilmelidir” diye konuştu.</p><h3><strong>GIDA GÜVENLİĞİNDE KRİTİK EŞİK</strong></h3><p>Gıda güvenliğinde asitlik derecesinin belirleyici olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Rayman Ergün, pH 4,6 değerinin kritik bir eşik olduğunu belirtti. Pastörizasyon ve sterilizasyon arasındaki farkın önemine dikkat çeken Ergün, “Her gıda için doğru sıcaklık ve sürenin belirlenmesi gerekmektedir. Özellikle pH'ı 4,6'nın üzerinde olan düşük asitli sebzelerde bu konu çok daha kritiktir. C. botulinum, pH 4,6'nın altındaki asidik gıdalarda toksin oluşturamaz. Bu nedenle düşük pH, botulizme karşı en önemli kontrol mekanizmalarından biridir. Oda sıcaklığında, uygun pH değerine sahip olmayan ve oksijensiz bir ortamda bekleyen bir konserve, zaman içerisinde bu bakteri açısından riskli hale gelmektedir. Ancak pH değeri 4,5’in üzerinde olan düşük asitli gıdalarda, ısıya dirençli patojenleri inaktive etmek için 100 °C’nin üzerindeki sıcaklıklarda sterilizasyon işlemi uygulanmalıdır” ifadelerini kullandı.</p><p><img src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/evde-konserve-yapanlar-dikkat-kavanoz-normal-gorunse-bile-olumcul-risk-tasiyabilir-1.jpg" alt="Evde Konserve Yapanlar Dikkat! Kavanoz Normal Görünse Bile Ölümcül Risk Taşıyabilir (1)" width="1280" height="720"></p><h3><strong>DÜŞÜK ASİTLİ SEBZELERDE DAHA FAZLA DİKKAT GEREKİYOR</strong></h3><p>Özellikle fasulye, bezelye, mısır ve havuç gibi düşük asitli sebzelerde daha dikkatli olunması gerektiğini belirten Doç. Dr. Rayman Ergün, domatesin asitlik seviyesinin çeşidine göre değişebileceğini ifade etti. Ergün, “Domatesin asitliği çeşidine göre değişebilir. Eğer biber gibi düşük asitli sebzeler konserve edilecekse, pH değeri sitrik asit gibi yemeklik asitlerle 4,3 – 4,5 seviyesine düşürülmelidir. Aksi takdirde sadece kaynatmak ürünü güvenli hale getirmez” dedi.</p><h3><strong>KAVANOZDAKİ FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLERE DİKKAT</strong></h3><p>Konserve tüketiminde dikkat edilmesi gereken fiziksel belirtilere ve “bombaj” riskine değinen Doç. Dr. Ahsen Rayman Ergün, kavanozlarda bazı değişiklikler görülmesi halinde ürünlerin tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Ergün, “Kavanozda bazı uyarıcı işaretler varsa kesinlikle tüketmemek gerekir. Örneğin kapağın şişmiş olması, kavanozda sızıntı bulunması, açarken anormal şekilde gaz veya basınç çıkması, ürünün beklenmedik şekilde köpürmesi, belirgin renk veya yapı değişiklikleri, küf oluşumu ya da kavanozun fiziksel olarak hasarlı olması ciddi şüphe oluşturur. Eğer bozulma etmeni gaz yapan bir mikroorganizma ise kutunun alt ve üst kapakları oluşan gaz miktarına bağlı olarak az veya çok şişer. Bu duruma ‘bombaj’ denir. Ancak bazı mikroorganizmalar gaz oluşturmadan da bozulmaya neden olabilir. Bu durumda kutu dışarıdan normal görünse de açıldığında kötü bir koku veya ekşime fark edilir” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h3><strong>NORMAL GÖRÜNMESİ GÜVENLİ OLDUĞUNU GÖSTERMİYOR</strong></h3><p>Botulizm riskinin her zaman gözle görülemeyeceğini belirten Doç. Dr. Rayman Ergün, kavanozda herhangi bir bozulma belirtisi bulunmamasının ürünün güvenli olduğu anlamına gelmediğini vurguladı. Doç. Dr. Rayman Ergün, “En kritik mesaj şu: ‘Kavanozda herhangi bir bozulma belirtisi yoksa yiyebilirim’ diye düşünmemeliyiz. Çünkü Botulinum toksini bulunan bir ürün her zaman kötü kokmayabilir veya görünümünü belirgin şekilde değiştirmeyebilir. Bu nedenle konserveleme yöntemi güvenilir değilse veya ürünün nasıl hazırlandığından emin değilsek, sadece görünüşüne ve kokusuna güvenerek tüketmemek gerekir. Gıda güvenliğinde ‘şüphe varsa tüketme’ yaklaşımı burada gerçekten çok önemlidir” dedi. Ev yapımı sebze konservelerinde güvenliğin yalnızca kavanozun kaynatılması veya kapağın vakum yapmasıyla değerlendirilmemesi gerektiği belirtilirken, özellikle düşük asitli gıdalarda pH, sıcaklık, süre, oksijen koşulları ve gıdanın yapısının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı vurgulandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BÜLTEN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/evde-konserve-yapanlar-dikkat-kavanoz-normal-gorunse-bile-olumcul-risk-tasiyabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 06:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/evde-konserve-yapanlar-dikkat-kavanoz-normal-gorunse-bile-olumcul-risk-tasiyabilir-2.jpg" type="image/jpeg" length="23361"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karaciğerdeki kitle yıllarca belirti vermeyebilir: Uzmanı erken tanı için uyardı]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/karacigerdeki-kitle-yillarca-belirti-vermeyebilir-uzmani-erken-tani-icin-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/karacigerdeki-kitle-yillarca-belirti-vermeyebilir-uzmani-erken-tani-icin-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gözle fark edilmeyen ve uzun süre belirti vermeden ilerleyebilen karaciğer kitleleri, çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen tespit ediliyor. Uzmanlar, erken dönemde belirlenen kitlelerde tedavi başarısının arttığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Daviva Avcılar Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Cem İbiş, karaciğerde tespit edilen kitlelerin köken aldıkları doku ve hücre yapısına göre temel olarak iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını söyledi.</p>

<p>Klinik vakalarda iyi huylu kitlelerle daha sık karşılaşıldığını belirten İbiş, karaciğerin geniş rezerve ve yüksek yenilenme kapasitesi nedeniyle kitlelerin uzun süre belirgin bir şikayete neden olmadan ilerleyebildiğini ifade etti.</p>

<p>İbiş: "Bu kitleler çoğunlukla başka bir nedenle yapılan rutin ultrason kontrollerinde tesadüfen tespit edilmektedir. Genellikle çevre dokulara yayılım göstermez ve büyüme hızları oldukça düşüktür. Bu nedenle çoğu zaman ameliyatsız, yalnızca düzenli radyolojik takiple kontrol altında tutulabilirler." dedi.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/fdsdfsdf.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>KÖTÜ HUYLU KİTLELERİN İKİ FARKLI KAYNAĞI BULUNUYOR</strong></h3>

<p>Karaciğerdeki kötü huylu kitlelerin iki farklı şekilde gelişebildiğini aktaran Prof. Dr. Cem İbiş, ilk grupta doğrudan karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanan tümörlerin bulunduğunu belirtti.</p>

<p>İkinci gruptaki kitlelerin ise vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserli hücrelerin kan yoluyla karaciğere yayılması sonucunda oluştuğunu ifade eden İbiş, günlük sağlık kontrolleri ve muayenelerde en sık rastlanan kötü huylu kitle türünün bu yayılımla oluşan ikincil kitleler olduğunu söyledi.</p>

<h3><strong>NEDENİ AÇIKLANAMAYAN KİLO KAYBI VE İŞTAHSIZLIĞA DİKKAT</strong></h3>

<p>Karaciğer dokusunun esnek ve dirençli olması nedeniyle tümörlerin erken aşamalarda çoğunlukla belirgin bir şikayete yol açmadığını belirten İbiş, kitlenin büyümesi veya organ zarını germeye başlamasıyla bazı belirtilerin ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Cem İbiş: "Sağ üst karın bölgesinde dolgunluk hissi, ağrı, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik gibi belirtiler görülebilir" dedi.</p>

<p>İbiş ayrıca karaciğer tümörlerinin gelişiminde kronik Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonları, aşırı alkol tüketimi ve kontrolsüz karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen siroz tablosunun önemli risk faktörleri arasında bulunduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Özellikle kronik karaciğer hastalığı veya hepatit taşıyıcılığı bulunan kişilerin rutin taramalarını aksatmaması gerektiğini vurguladı.</p>

<h3><strong>ERKEN DÖNEMDE TEDAVİ BAŞARISI ARTIYOR</strong></h3>

<p>Karaciğer tümörlerinin yönetiminde en başarılı sonuçların, kitlenin henüz organ dışına yayılmadığı ve karaciğer fonksiyonlarının korunduğu erken dönemde elde edildiğini ifade eden Prof. Dr. Cem İbiş, görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde günümüzde çok küçük boyutlu kitlelerin dahi teşhis edilebildiğini belirtti.</p>

<p>Cerrahi müdahalenin karaciğer tümörlerinde hastalığı kontrol altına almanın genellikle en etkili yollarından biri olduğunu kaydeden İbiş, karaciğerin kendini yeniden büyüterek tamamlama yeteneği sayesinde tümörlü bölgenin sağlıklı doku sınırlarıyla birlikte güvenle çıkarılabildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>KAPALI CERRAHİ YÖNTEMLERDE AĞRI VE ENFEKSİYON RİSKİ AZALIYOR</strong></h3>

<p>Son yıllarda yaygınlaşan kapalı cerrahi yöntemlerin ameliyat sonrasında çeşitli avantajlar sağladığını belirten İbiş, bu yöntemlerle ameliyat sonrası ağrının belirgin şekilde azaldığını, enfeksiyon riskinin düştüğünü ve hastaların daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini aktardı.</p>

<h3><strong>CERRAHİYE UYGUN OLMAYAN VAKALARDA ALTERNATİF YÖNTEMLER</strong></h3>

<p>Prof. Dr. Cem İbiş, cerrahi müdahaleye uygun olmayan vakalarda da farklı tedavi seçeneklerinin kullanılabildiğini belirtti.</p>

<p>İbiş, kitlenin yakılması ve damardan lokal kemoterapi uygulanması gibi alternatif yenilikçi yöntemlerle cerrahiye uygun olmayan vakalarda da başarılı sonuçlar alınabildiğini ifade etti.</p>

<p>Karaciğer kitleleri açısından risk faktörlerinin bilinmesinin, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesinin ve olası belirtilerin ciddiye alınmasının önemine dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/karacigerdeki-kitle-yillarca-belirti-vermeyebilir-uzmani-erken-tani-icin-uyardi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 06:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/karacigerdeki-kitle-yillarca-belirti-vermeyebilir-uzmani-erken-tani-icin-uyardi.webp" type="image/jpeg" length="57485"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaz ve şişkinlik yaşayanlar dikkat! Uzman isim tek tek açıkladı: Sürekli gaz ve şişkinliğin nedeni bakın neymiş!]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/gaz-ve-siskinlik-yasayanlar-dikkat-uzman-isim-tek-tek-acikladi-surekli-gaz-ve-siskinligin-nedeni-bakin-neymis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/gaz-ve-siskinlik-yasayanlar-dikkat-uzman-isim-tek-tek-acikladi-surekli-gaz-ve-siskinligin-nedeni-bakin-neymis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karında gaz ve şişkinlik, yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanmayabilir. Uzun süren şikâyetler, sindirim sistemi hastalıklarının habercisi olabilir. Uzmanlar, haftanın yarısından fazlasında görülen ve bir aydan uzun süren şişkinliğin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karında gaz ve şişkinlik, günlük yaşamda sık karşılaşılan sorunların başında geliyor. Hızlı yemek yemek, fazla karbonhidrat tüketmek, ağır öğünler ve gazlı içecekler geçici şikâyetlere yol açabilirken, uzun süre devam eden şişkinlik farklı hastalıkların belirtisi olabiliyor.</p>

<p>Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Bülent Şengül, özellikle haftanın yarısından fazlasında ortaya çıkan ve bir aydan uzun süren gaz ve şişkinlik şikâyetlerinin dikkate alınması gerektiğini belirtti. Şengül, bu tür durumlarda altta yatan nedenin araştırılması gerektiğini ifade etti.</p>

<h3><strong>ŞİŞKİNLİĞİN SÜRESİ VE SIKLIĞI ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Uzmanlara göre belirli bir yiyeceğin ardından zaman zaman ortaya çıkan ve kısa sürede geçen şişkinlik çoğunlukla beslenme alışkanlıklarıyla ilişkilendirilebiliyor. Ancak şikâyetin sürekli hale gelmesi durumunda tablo farklı değerlendiriliyor. Uzm. Dr. Şengül, haftanın yarısından fazlasında yoğun gaz ve şişkinlik yaşayan ve bu durum bir aydan uzun süren kişilerin hekim değerlendirmesinden geçmesi gerektiğini söyledi. Şişkinliğin gün içerisinde, özellikle akşam saatlerine doğru artabileceğini belirten Şengül, bazı kişilerin karın bölgesindeki şişkinlik nedeniyle günlük kıyafetlerini giymekte dahi zorlanabildiğini aktardı.</p>

<p><img alt="Medicana Doktor" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/medicana-doktor.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>ALTINDA FARKLI HASTALIKLAR OLABİLİR</strong></h3>

<p>Uzun süre devam eden gaz ve şişkinliğin tek bir hastalığa işaret etmediğini belirten Şengül, irritabl bağırsak sendromunun bu şikâyetlerle başvuran hastalarda sık karşılaşılan sorunlardan biri olduğunu ifade etti. İnce bağırsakta aşırı bakteri çoğalması olarak bilinen SİBO, çölyak hastalığı ve gluten hassasiyeti de gaz ve şişkinliğe neden olabiliyor. Mide ve onikiparmak bağırsağı ülserleri ise özellikle yemeklerin ardından üst karında şişkinlik ve hazımsızlık şeklinde kendini gösterebiliyor.</p>

<h3><strong>SADECE MİDE VE BAĞIRSAKLARA BAĞLI OLMAYABİLİR</strong></h3>

<p>Şişkinliğin nedeninin her zaman mide veya bağırsaklarla sınırlı olmadığını vurgulayan Şengül, karaciğer, safra kesesi ve pankreas hastalıklarının da benzer yakınmalara yol açabileceğini belirtti. Özellikle safra kesesindeki taş veya çamurun yağlı ve ağır yiyeceklerin ardından şişkinlik, hazımsızlık ve ağrıya neden olabileceği ifade edildi. Pankreasın yeterli sindirim enzimi üretememesi ve bazı karaciğer hastalıkları da sindirim sürecini etkileyerek yoğun gaz oluşumuna yol açabiliyor.</p>

<h3><strong>HER TEST GÜVENİLİR DEĞİL</strong></h3>

<p>Şişkinlik şikâyetiyle doktora başvuran hastalarda öncelikle ayrıntılı öykü ve fizik muayene yapıldığını belirten Şengül, gerekli durumlarda nefes testlerinden yararlanılabileceğini söyledi. SİBO ve laktoz intoleransının değerlendirilmesinde nefes testlerinin kullanılabileceğini belirten Şengül, kandan yapılan IgG temelli gıda intoleransı testlerinin ise güvenilirliği konusunda soru işaretleri bulunduğunu ifade etti. Bu nedenle kişinin kendi kendine çok sayıda gıdayı beslenmesinden çıkarmak yerine hekim veya diyetisyen kontrolünde eliminasyon diyeti uygulanmasını önerdi.</p>

<h3><strong>BU BELİRTİLER VARSA BEKLEMEYİN</strong></h3>

<p>Uzun süren şişkinliğe bazı belirtilerin eşlik etmesi durumunda tıbbi değerlendirme daha da önem kazanıyor. İstem dışı kilo kaybı, tekrarlayan kusma, kanlı veya siyah dışkılama, kansızlık ve gece uykudan uyandıran karın ağrısı gibi şikâyetlerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şengül, gaz ve şişkinliği gidermek amacıyla doktor önerisi olmadan kullanılan ilaç ve çeşitli ürünlerin de sorun oluşturabileceğini belirtti. Özellikle kontrolsüz müshil kullanımının bağırsak hareketlerini olumsuz etkileyebileceği, bazı sindirim enzimi ürünleri ve "detoks" uygulamalarının ise bağırsak florasını etkileyebileceği uyarısında bulundu. Uzman isim, geçici rahatlama sağlayan uygulamaların altta yatan hastalığın belirtilerini baskılayarak tanının gecikmesine neden olabileceğine dikkat çekti. Uzun süren şikâyetlerde önceliğin popüler diyet ve kürler yerine sorunun kaynağını belirlemek olması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/gaz-ve-siskinlik-yasayanlar-dikkat-uzman-isim-tek-tek-acikladi-surekli-gaz-ve-siskinligin-nedeni-bakin-neymis</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 03:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/karin-siskinlik.jpg" type="image/jpeg" length="31555"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş dönmesinin nedeni sandığınız gibi olmayabilir! Uzmanı uyardı: Atak süresi tanıda belirleyici]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/bas-donmesinin-nedeni-sandiginiz-gibi-olmayabilir-uzmani-uyardi-atak-suresi-tanida-belirleyici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/bas-donmesinin-nedeni-sandiginiz-gibi-olmayabilir-uzmani-uyardi-atak-suresi-tanida-belirleyici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Baş dönmesinin her zaman vertigo kaynaklı olmadığını belirten Dr. Nevin Çokpınar, baş ağrısı olmadan görülebilen vestibüler migrene dikkat çekerek geçmeyen şikayetlerde nöroloji muayenesi önerdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nevin Çokpınar, baş dönmesinin çoğu zaman yalnızca vertigo olarak değerlendirildiğini, ancak şikayetin altında halk arasında “ağrısız migren” olarak bilinen vestibüler migrenin de bulunabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h3><strong>"AKLA İLK VERTİGO GELİYOR"</strong></h3><p>Baş dönmesi denildiğinde akla ilk olarak vertigonun geldiğini ifade eden Çokpınar, vertigonun bir hareket illüzyonu olduğunu söyledi. Bu durumun pozisyon veya baş hareketleriyle tetiklenebildiğini, bazı kişilerde ise aniden ortaya çıkabildiğini belirten Çokpınar, vertigonun farklı nedenleri olabileceğine dikkat çekti. Dr. Çokpınar, "Vertigo bazen pozisyonla veya baş hareketiyle tetiklenebilir, bazen de ani olarak ortaya çıkabilir. Kişinin kendisinin ya da etrafındaki cisimlerin döndüğünü hissetmesidir. Vertigonun aslında pek çok sebebi vardır. Kulak hastalıklarından, nörolojik rahatsızlıklardan veya damar tıkanıklıklarından kaynaklanabilir. Ancak nedenlerden biri de ‘vestibüler migren' (ağrısız migren) dediğimiz, migren hastası olan ya da olmayan kişilerde görülen baş dönmesi olabilir" ifadelerini kullandı.</p><h3><strong>BU BELİRTİLERE DİKKAT</strong></h3><p>Kulak burun boğaz bölümünde herhangi bir bulgu tespit edilmediğinde doktorların genellikle nöroloji bölümünden görüş istediğini kaydeden Çokpınar, hastaların bu aşamada nörolojik açıdan değerlendirildiğini belirtti. Çokpınar, "Hastaları biz değerlendiriyoruz. Beyinle ilgili bir patoloji bulamazsak, hastada migren tanı kriterlerini sorguluyoruz. Ancak bazen hastalar kulak burun boğaz polikliniğine gittikten sonra nörolojiye başvurmayabiliyor. Geçmeyen baş dönmesi ve hareket illüzyonu yaşayan hastalar, ‘Sürekli teknede sallanıyor gibiyim', ‘yer ayağımın altından kayıyor', ‘Yürürken başımı vitrinlere çevirdiğimde etraf sallanıyor gibi hissediyorum' diyorlarsa, bir nöroloji hekiminden de görüş almaları son derece uygun olacaktır" diye konuştu.</p><h3><strong>GÜNLÜK YAŞAMI CİDDİ ŞEKİLDE KISITLAYABİLİYOR</strong></h3><p>Baş dönmesinin kişilerin yaşam kalitesini ciddi şekilde kısıtlayabildiğini belirten Dr. Çokpınar, vestibüler migren tanısında vertigonun şiddetinin de değerlendirildiğini ifade etti. Çokpınar, "Ağrısız migren tanısı koyabilmek için vertigo şikayetinin orta ya da ileri şiddette olmasını bekleriz. Günlük hayatı aksatıyorsa buna şiddetli vertigo diyoruz. Hareket illüzyonu hali, kişiyi günlük yaşamda çok zorlayan bir durumdur. Artık migren tedavisinde koruyucu (önleyici) ve atak tedavisinde kullandığımız yeni ilaçlarla hastalarımızın bu şikayetlerine çare olabiliyoruz." dedi.</p><p><img src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/bas-donmesinin-nedeni-sandiginiz-gibi-olmayabilir-uzmani-uyardi-atak-suresi-tanida-belirleyici-1.jpg" alt="Baş Dönmesinin Nedeni Sandığınız Gibi Olmayabilir! Uzmanı Uyardı Atak Süresi Tanıda Belirleyici (1)" width="1280" height="720"></p><h3><strong>ATAKLARIN SÜRESİ VE TEKRAR SAYISI ÖNEMLİ</strong></h3><p>Baş ağrısının bulunmasının vestibüler migren tanısı için şart olmadığını belirten Çokpınar, belirli belirtilerin bir arada görülmesi ve atakların belirli sürelerde yaşanmasının tanı açısından önem taşıdığını söyledi. "Baş ağrısı olsun ya da olmasın, tanı kriterlerine göre ağrısız migren kararını verebiliyoruz" diyen Çokpınar, "Hastada vertigo ve migrende görülen bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyeti gibi semptomlar yaşanıyorsa, bu ataklar minimum 5 dakika, maksimum 72 saat sürüyorsa ve en az 5 kez tekrarladıysa ağrısız migren ihtimali vardır. Hastada bilinen klasik migren tipi baş ağrısının olması şart değildir. Bazen migren atakları sadece bu baş dönmesi semptomlarıyla seyredebilir. Mutlaka bir nörolog tarafından konulması gerekir" cümlelerine yer verdi.</p><h3><strong>TEDAVİYLE ATAKLARININ SEYREKLEŞEBİLİYOR</strong></h3><p>Baş ağrısı ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye başvurduğunu ifade eden 21 yaşındaki hasta Buse Sarıoğlu, tedavi sürecinin ardından şikayetlerinde azalma olduğunu belirtti. Sarıoğlu, "Hastaneye başvurduğumda hekimimle tanıştım ve hemen bir tedaviye başladık. Yaklaşık 3 aydır tedavi görüyorum ve şikayetlerim şu anda oldukça azaldı. Daha öncesinde çok sık ve yoğun baş dönmeleri ile göz kararmaları yaşıyordum. Hekimimin kontrolü altında bir ilaç tedavisi gördüm. Tedaviyle birlikte baş dönmelerim ve ataklarım durdu, farkı bu şekilde hissetmeye başladım. Hastaneye başvurmadan önce böyle bir hastalığın varlığından haberim yoktu. Ağrısız migren, doğrudan baş dönmesi ve göz kararmasıyla ortaya çıkan bir durummuş. İnsan gözünü açamıyor, konuşamıyor ve sese tahammül edemiyor. Tedaviden sonra ataklarım çok seyrekleşti. Daha öncesinde iki üç günde bir atak yaşarken, şu anda bu kadar sık olmuyor" şeklinde konuştu.</p><h3><strong>GÖZ KARARMALARININ ŞİDDETİNİN AZALDIĞINI SÖYLEDİ</strong></h3><p>Göz kararması nedeniyle çok fazla ışıkta duramadığını ve ekrana bakmakta zorlandığını kaydeden Sarıoğlu, tedavinin ardından bu şikayetlerinin de azaldığını ifade etti. Sarıoğlu, "Artık bunların önüne geçtik, ekrana daha rahat bakabiliyorum ve göz kararmalarım bu kadar yüksek şiddette olmuyor. Eskiden ani hareketlerden kaçınırken, şimdi farkında olmadan ani hareket yapsam bile o göz kararmalarını eskisi gibi hissetmiyorum" açıklamalarında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/bas-donmesinin-nedeni-sandiginiz-gibi-olmayabilir-uzmani-uyardi-atak-suresi-tanida-belirleyici</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 02:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/bas-donmesinin-nedeni-sandiginiz-gibi-olmayabilir-uzmani-uyardi-atak-suresi-tanida-belirleyici-2.jpg" type="image/jpeg" length="46312"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Deniz ve havuza lensle girenler dikkat! Gözlerde kalıcı hasar riski]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/deniz-ve-havuza-lensle-girenler-dikkat-gozlerde-kalici-hasar-riski</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/deniz-ve-havuza-lensle-girenler-dikkat-gozlerde-kalici-hasar-riski" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kontakt lens kullanıcılarının yaz aylarında deniz, havuz ve duş sırasında dikkatli olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hande Çeliker, lenslerin suyla temasının ciddi kornea enfeksiyonlarına neden olabileceğini ve bazı durumlarda görme kaybına kadar ilerleyebileceğini söyledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<style type="text/css"><!--/* Font Definitions */ @font-face {font-family:&quot;Cambria Math&quot;; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:&quot;&quot;; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:1.0pt; mso-ligatures:standardcontextual; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;}--><!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Cambria Math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:1.0pt; mso-ligatures:standardcontextual; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;} --></div>
</style>
<p>Yaz aylarında deniz ve havuz kullanımı artarken, kontakt lens kullanıcılarına göz sağlığı konusunda uyarı geldi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hande Çeliker, kontakt lenslerin deniz, havuz ve duş sırasında suyla temas etmesinin ciddi göz enfeksiyonlarına zemin hazırlayabileceğini belirtti.</p>

<h3><strong>ENFEKSİYON RİSKİNİ ARTIRIYOR</strong></h3>

<p>Havuz ve deniz suyunun göz açısından steril olmadığını belirten Çeliker, kontakt lenslerin suyla temas etmesi halinde mikroorganizmaların lens yüzeyine tutunarak korneaya ulaşmasının kolaylaşabileceğini ifade etti. Çeliker, "Kontakt lensle yüzmek, masum bir alışkanlık gibi görülebilir ancak bazı enfeksiyonlar, korneada kalıcı hasara ve görme kaybına kadar ilerleyebilir." ifadesini kullandı. Bu nedenle deniz, havuz ve jakuziye kontakt lensle girilmemesi gerektiğini belirten Çeliker, duş sırasında da lenslerin çıkarılmasının en güvenli yaklaşım olduğunu vurguladı.</p>

<h3><strong>AKANTAMOEBA KERATİTİNE DİKKAT</strong></h3>

<p>Su temasıyla ilişkilendirilen enfeksiyonlardan birinin "akantomoeba keratiti" olduğunu belirten Çeliker, hastalığın nadir görülmesine rağmen tedavisinin uzun ve güç olabileceğini söyledi. Çeliker, "Hastalık, nadir görülmesine rağmen tedavisi güç ve uzun sürebiliyor. Akantomoeba, su kaynaklarında bulunan ve kontakt lens kullananları ciddi enfeksiyonlara açık hale getiren bir mikroorganizma. Erken tanı konulmadığında, görme kalıcı olarak zarar görebilir. Şiddetli göz ağrısı, kızarıklık, sulanma ve ışığa hassasiyet görülüyorsa vakit kaybetmeden göz hekimine başvurulmalı” ifadelerini kullandı. Günlük "kullan-at" lenslerin hijyen açısından bazı avantajları bulunduğunu ancak bunun suyla temas riskini ortadan kaldırmadığını belirten Çeliker, lensin türünden bağımsız olarak su temasının risk oluşturduğunu ifade etti. Çeliker, "Hastalar bazen 'Günlük lens kullanıyorum, denize veya havuza girmemde sorun olmaz' diye düşünebiliyor. Ancak lensin türü ne olursa olsun, suyla temas riski hep vardır." değerlendirmesini yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN</strong></h3>

<p>Yaz aylarında deniz veya havuz sonrasında ortaya çıkan göz kızarıklığının her zaman basit bir tahriş olmayabileceğini belirten Çeliker, özellikle lens kullanıcılarının bazı belirtilere karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi. Çeliker, "Lens kullanan bir kişide göz ağrısı, belirgin kızarıklık, sürekli sulanma, ışığa bakamama, batma hissi veya görmede bulanıklık gelişmişse, belirtiler hafife alınmamalı. Lens hemen çıkarılmalı ve yeniden takılmamalı. Özellikle ağrı şiddetleniyor veya görme azalıyorsa, vakit kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalı." önerisinde bulundu.</p>

<h3><strong>MUSLUK SUYUYLA YIKANMAMALI</strong></h3>

<p>Kontakt lens kullanıcılarının yaz aylarında dikkat etmesi gereken hijyen kurallarına da değinen Çeliker, lens ve lens kutusunun musluk suyuyla yıkanmaması gerektiğini belirtti. Çeliker, "Lens ve lens kutusu musluk suyuyla yıkanmamalı. Lens temizliğinde, yalnızca önerilen steril lens solüsyonları kullanılmalı. Lens kullanım süresi ve değiştirme programına uyulmalı. Kontakt lens, doğru kullanıldığında güvenli bir görme seçeneği. Ancak yaz aylarında birkaç dakikalık bir ihmal, uzun süren bir enfeksiyona dönüşebilir. Lensleri sudan uzak tutmak, en önemli kural." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/deniz-ve-havuza-lensle-girenler-dikkat-gozlerde-kalici-hasar-riski</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 01:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2025/10/uzmanlar-uyariyor-yanlis-kontakt-lens-kullanimi-goz-kaybina-yol-acabilir.jpg" type="image/jpeg" length="72547"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tok olduğunuz halde yemek istiyorsanız dikkat! Nedeni bambaşka olabilir]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/tok-oldugunuz-halde-yemek-istiyorsaniz-dikkat-nedeni-bambaska-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/tok-oldugunuz-halde-yemek-istiyorsaniz-dikkat-nedeni-bambaska-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Park Ordu Hastanesi Psikoloğu Ferahnaz Şeyma Yılmaz, yeme davranışının yalnızca fiziksel açlıkla ilişkili olmadığını belirterek stres, üzüntü, öfke, yalnızlık ve utanç gibi duyguların yoğun yeme isteğini tetikleyebileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Park Ordu Hastanesi’nden Psikolog Ferahnaz Şeyma Yılmaz, yeme bozukluklarının yalnızca beslenme alışkanlıklarıyla sınırlı olmadığını, kişinin duygusal dünyası ve psikolojik durumuyla da yakından ilişkili olabileceğini belirtti.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/a-w775546-01.jpg" width="1009" /></p>

<p>Yılmaz, yeme davranışının kişinin yaşamını ve sağlığını olumsuz yönde etkileyecek düzeyde bozulmasının yeme bozukluğu olarak değerlendirildiğini söyledi.</p>

<p>Psk. Yılmaz: "Pika, geri çıkarma (geviş getirme) bozukluğu, kaçıngan/kısıtlı yiyecek alımı bozukluğu, anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkanırcasına yeme bozukluğu başlıca yeme bozuklukları arasında yer alıyor. Yeme bozuklukları kadınlarda daha sık görülmekle birlikte kadın ve erkeklerde farklı yaş dönemlerinde ortaya çıkabiliyor" şeklinde konuştu.</p>

<h3><strong>STRES VE ÜZÜNTÜ YEME DAVRANIŞINI ETKİLEYEBİLİYOR</strong></h3>

<p>Yeme isteğinin her zaman fiziksel açlıktan kaynaklanmadığını belirten Yılmaz, farklı duyguların yeme davranışı üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.</p>

<p>Yılmaz: "Stres, gerginlik, korku, üzüntü, depresif duygular, yorgunluk, yalnızlık, güvensizlik, öfke ve utanç gibi birçok duygu yeme davranışını etkileyebilir. Duygusal açlığın altında çoğu zaman kişinin yaşadığı yoğun duygular bulunabilir. Korku, öfke, gerginlik ve utanç gibi duygular, kişinin kendisini rahatlatmak amacıyla yeme davranışına yönelmesine neden olabilir. Bu nedenle aşırı yeme isteği ortaya çıktığında yalnızca 'Ne yemek istiyorum' sorusunu değil, 'Şu anda ne hissediyorum' sorusunu da sormak önemlidir."</p>

<h3><strong>FİZİKSEL AÇLIK YAVAŞ, DUYGUSAL AÇLIK ANİDEN ORTAYA ÇIKABİLİYOR</strong></h3>

<p>Fiziksel açlık ile duygusal açlığın birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Psk. Yılmaz, iki durumun ortaya çıkış şekillerinin farklı olabileceğini söyledi.</p>

<p>Yılmaz: "Fiziksel açlık genellikle yavaş yavaş ortaya çıkar ve kişi farklı yiyecekler arasında bilinçli seçim yapabilir. Yemek yendiğinde ve doyma hissi oluştuğunda durmak mümkündür. Duygusal açlık ise çoğu zaman aniden ortaya çıkar, belirli yiyeceklere yönelik yoğun bir istek oluşturabilir ve kişi tok olsa dahi yemeye devam edebilir. Sonrasında suçluluk veya pişmanlık duyguları yaşanabilir" şeklinde konuştu.</p>

<h3><strong>YOĞUN YEME İSTEĞİNDE 15 DAKİKA MOLASI ÖNERİSİ</strong></h3>

<p>Yoğun yeme isteği ortaya çıktığında kişinin öncelikle bu isteğin fiziksel açlıktan mı yoksa duygusal bir durumdan mı kaynaklandığını değerlendirmesinin önemli olduğunu belirten Yılmaz, bazı yöntemlerin isteğin şiddetinin azalmasına yardımcı olabileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Psk. Yılmaz: "Aynı zamanda kısa bir yürüyüş yapmak veya dikkati farklı bir aktiviteye yöneltmek isteğin şiddetinin azalmasına yardımcı olabilir. Bu süreçte kendinize 'Gerçekten aç mıyım, yoksa şu anda bir duyguyla mı baş etmeye çalışıyorum' sorusunu yöneltebilirsiniz" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Yılmaz, yoğun yeme isteği ortaya çıktığında kişilerin kendilerine 15 dakika vermesinin, yiyeceklerin bulunduğu ortamdan uzaklaşmasının, dişlerini fırçalamasının veya dikkatlerini başka bir aktiviteye yöneltmesinin de yardımcı olabileceğini belirtti.</p>

<h3><strong>AŞIRI YEME İSTEĞİ BİR UYARI İŞARETİ OLABİLİR</strong></h3>

<p>İnsan bedeninin ve ruhsal dünyanın zaman zaman bir şeylerin yolunda gitmediğini farklı yollarla gösterebildiğini ifade eden Psk. Yılmaz, aşırı yeme isteğinin de bu işaretlerden biri olabileceğini söyledi.</p>

<p>Yılmaz: "Aşırı yeme isteği de bu işaretlerden biri olabilir. Kişinin kendisine 'Beni şu anda rahatsız eden ne var' diye sorması, duygularını fark etmesi ve ihtiyaç duyduğunda destek alması önemlidir" diye konuştu.</p>

<h3><strong>YEME BOZUKLUKLARINDA PROFESYONEL DESTEK ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Yeme bozukluklarının tedavi edilebilir rahatsızlıklar olduğunu belirten Psk. Yılmaz, yaşanan sorunların tek başına çözülmeye çalışılması yerine gerektiğinde sağlık profesyonellerinden destek alınması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Yılmaz: "Kişinin yaşadığı sorunları tek başına çözmeye çalışmak yerine gerektiğinde psikolog ve psikiyatri başta olmak üzere ilgili sağlık profesyonellerinden destek alması, tedavi sürecinin sağlıklı şekilde ilerlemesine yardımcı olur. Yeme davranışındaki belirgin değişikliklerin uzun sürmesi, kontrol edilemeyen yeme ataklarının yaşanması, yoğun yiyecek kısıtlamalarının uygulanması veya yemek sonrasında telafi davranışlarının görülmesi halinde profesyonel destek alınması önemlidir" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/tok-oldugunuz-halde-yemek-istiyorsaniz-dikkat-nedeni-bambaska-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 00:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/tok-oldugunuz-halde-yemek-istiyorsaniz-dikkat-nedeni-bambaska-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="62693"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okullar açılmadan önce bunu yapın: Uzmanından çocuklar için 8 kritik öneri]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/okullar-acilmadan-once-bunu-yapin-uzmanindan-cocuklar-icin-8-kritik-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/okullar-acilmadan-once-bunu-yapin-uzmanindan-cocuklar-icin-8-kritik-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların açılmasına kısa süre kala tatilde değişen uyku düzeni ve artan ekran kullanımı, çocukların yeniden okul rutinine dönmesini zorlaştırabiliyor. Uzmanlar, uyku saatlerinin bir gecede değil, okul başlamadan en az bir hafta önce kademeli olarak düzenlenmesini öneriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güven Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, yeni eğitim dönemine hazırlığın yalnızca çanta ve kırtasiye alışverişiyle sınırlı olmadığını belirtti.</p>

<p>Tatil döneminde değişen uyku saatleri ve artan ekran kullanımının çocukların okul düzenine yeniden uyum sağlamasını güçleştirebildiğini ifade eden Büyükceran, geç yatma ve geç uyanma alışkanlığının bir anda değiştirilmesinin sabah uyanmakta güçlük, gün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığı, isteksizlik ve huzursuzluk gibi sorunlara neden olabileceğini söyledi.</p>

<p>Büyükceran: "Çocuğu okuldan bir gece önce erkenden yatağa göndermek, tatilde değişen uyku düzenini düzeltmek için çoğu zaman yeterli değildir. Uyku ve uyanma saatleri mümkünse okul başlamadan en az bir hafta önce kademeli olarak okul düzenine yaklaştırılmalıdır" dedi.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/a-w775529-01.jpg" width="616" /></p>

<p>Çocukların yatış ve kalkış saatlerinin her gün 15-30 dakika erkene çekilebileceğini belirten Büyükceran, uyku düzeninin bir anda değiştirilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Büyükceran: "Çocuğu okulun açılacağı günden bir gece önce normalden çok daha erken yatağa göndermek çoğu zaman uyumasını sağlamaz. Çocuk yatağa girse bile uykuya dalamayabilir ve bu durum aile içinde gerginliğe neden olabilir. Ani değişiklikler yerine küçük ve sürdürülebilir adımlar atılmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uyku düzeninin oluşturulmasında yalnızca yatış saatinin değil, sabah kalkış saatinin de önemli olduğunu belirten Büyükceran, uyanma saatinin de kademeli biçimde okul düzenine yaklaştırılmasını önerdi.</p>

<p>Sabah gün ışığından yararlanmanın ve hareket etmenin biyolojik saatin yeniden düzenlenmesine yardımcı olabileceğini belirten Büyükceran, kahvaltı ve öğün saatlerinin okul dönemine yaklaştırılmasının da günlük rutinin yeniden kurulmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>

<h3><strong>ÇOCUKLARIN YAŞINA GÖRE UYKU İHTİYACI DEĞİŞİYOR</strong></h3>

<p>Okul çağındaki çocukların yaşlarına uygun sürelerde uyumasının önemine dikkat çeken Büyükceran, 6-12 yaş arasındaki çocukların günde 9-12 saat, 13-18 yaş arasındaki ergenlerin ise 8-10 saat uykuya ihtiyaç duyduğunu söyledi.</p>

<p>Yetersiz uykunun dikkat, öğrenme, hafıza ve duygu düzenleme becerilerini etkileyebildiğini belirten Büyükceran, bazı çocuklarda uyku eksikliğinin yalnızca yorgunluk olarak ortaya çıkmayabileceğini aktardı.</p>

<p>Büyükceran, yetersiz uyku yaşayan bazı çocuklarda hareketlilik, sabırsızlık, çabuk öfkelenme ve davranışlarını düzenlemekte zorlanma gibi belirtilerin de görülebileceğini söyledi.</p>

<h3><strong>YATMADAN EN AZ BİR SAAT ÖNCE EKRAN BIRAKILMALI</strong></h3>

<p>Akşam saatlerinde telefon, tablet, bilgisayar ve oyun kullanımının uykuya geçişi geciktirebildiğine dikkat çeken Büyükceran, dijital cihazların yatmadan en az bir saat önce bırakılmasını önerdi.</p>

<p>Cihazların mümkün olduğunca çocuğun yatak odasında bulundurulmaması gerektiğini belirten Büyükceran, ekran sınırının yalnızca çocuğa yönelik bir yasak haline getirilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Büyükceran: "Ebeveynlerin de akşam saatlerinde telefon kullanımını azaltması önemlidir. Ailece kitap okumak, sohbet etmek veya ertesi günün hazırlığını yapmak daha sakin bir uyku rutini oluşturabilir" diye konuştu.</p>

<h3><strong>OKUL SABAHININ PROVASI ÖNCEDEN YAPILABİLİR</strong></h3>

<p>Okul açılmadan birkaç gün önce çocuğun okul saatine uygun şekilde uyandırılabileceğini belirten Büyükceran, giyinme, kahvaltı ve hazırlanma için gereken sürenin önceden gözlemlenmesini önerdi.</p>

<p>Çanta ve kıyafetlerin akşamdan hazırlanmasının sabah yaşanabilecek telaşı azaltabileceğini ifade eden Büyükceran, okul sabahı rutininin birkaç gün önceden prova edilebileceğini söyledi.</p>

<p>Okul öncesindeki son günlerin yoğun ders programlarıyla baskıya dönüştürülmemesi gerektiğine de dikkat çeken Büyükceran, kısa süreli okuma çalışmaları, yaşa uygun etkinlikler ve okul araç gereçlerinin birlikte hazırlanmasının yeterli olabileceğini belirtti.</p>

<h3><strong>OKULA DÖNÜŞ KAYGIYI DA BERABERİNDE GETİREBİLİR</strong></h3>

<p>Okula dönüşün bazı çocuklarda heyecanın yanı sıra kaygıya da neden olabileceğini söyleyen Büyükceran, karın ağrısı, mide bulantısı, ağlama, huzursuzluk ve ebeveynden ayrılmak istememe gibi tepkilerin görülebileceğini belirtti.</p>

<p>Ailelerin çocukların duygularını "Bunda korkacak ne var?" veya "Artık büyüdün" gibi ifadelerle küçümsememesi gerektiğini vurgulayan Büyükceran, "Çocuğun ne hissettiğini anlatmasına fırsat verilmelidir. Ancak okul hakkında sürekli soru sormak, çocuğun kaygısına aşırı odaklanmak veya ebeveynin kendi kaygısını çocuğa yansıtması da uyum sürecini zorlaştırabilir" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>OKULU ÖNCEDEN GÖRMEK BELİRSİZLİĞİ AZALTABİLİR</strong></h3>

<p>Okula ilk kez başlayacak veya okul değiştirecek çocuklarda, mümkün olması halinde okul binasının eğitim başlamadan önce görülmesinin uyum sürecini kolaylaştırabileceğini belirten Büyükceran, özellikle yeni ortamlarda kaygı yaşayan çocuklar için kısa bir ön ziyaretin faydalı olabileceğini söyledi.</p>

<p>Büyükceran: "Çocuğa sınıfının, tuvaletlerin, yemekhanenin, bahçenin ve giriş-çıkış alanlarının gösterilmesi; okulda gününün nasıl geçeceğinin basit bir şekilde anlatılması, ortamı daha tanıdık ve öngörülebilir hale getirebilir. Özellikle yeni ortamlarda kaygı yaşayan çocuklarda bu tür kısa bir ön ziyaret, belirsizliği azaltarak çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu.</p>

<h3><strong>UZUN SÜREN BELİRTİLERDE UZMAN DESTEĞİ ALINMALI</strong></h3>

<p>Okula gitmeyi sürekli reddetme, yoğun veya tekrarlayan ağlama ve öfke nöbetleri, tekrarlayan fiziksel yakınmalar, uyku veya iştahta belirgin değişiklik ve yoğun korku gibi belirtilerin giderek artması, uzun sürmesi ya da çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemesi halinde uzman desteği alınması gerektiğini belirten Büyükceran, çocukların okula uyum sürelerinin birbirinden farklı olabileceğini söyledi.</p>

<p>Büyükceran: "Her çocuğun okula uyum süresi farklıdır. Çocuklar birbirleriyle karşılaştırılmamalı ve üzerlerinde baskı kurulmamalıdır. Yaşanan güçlük azalmıyor, giderek şiddetleniyor veya çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>UZMANINDAN OKULLAR AÇILMADAN ÖNCE 8 HAZIRLIK ÖNERİSİ</strong></h3>

<p>Uzman Dr. Özge Çelik Büyükceran’ın önerileri arasında uyku ve uyanma saatlerinin okul başlamadan en az bir hafta önce kademeli olarak okul düzenine yaklaştırılması yer alıyor. Yalnızca yatış saatinin değil, sabah uyanma saatinin de kademeli olarak erkene çekilmesi öneriliyor.</p>

<p>Telefon, tablet ve bilgisayar kullanımının yatmadan en az bir saat önce sonlandırılması ve dijital cihazların mümkün olduğunca çocuğun yatak odasının dışında tutulması gerektiği belirtiliyor. Kahvaltı ve öğün saatlerinin de okul düzenine uygun hale getirilmesi öneriliyor.</p>

<p>Okula ilk kez başlayacak veya okul değiştirecek çocuklara mümkünse okul binasının, sınıfın, tuvaletlerin, yemekhanenin ve ortak alanların önceden gösterilmesi; çanta ve kıyafetlerin akşamdan hazırlanması tavsiye ediliyor.</p>

<p>Okul sabahı rutininin birkaç gün önceden prova edilmesi ve çocuğun kaygısının küçümsenmeden dinlenmesi de öneriler arasında bulunuyor. Büyükceran, çocukların başka çocuklarla karşılaştırılmaması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/okullar-acilmadan-once-bunu-yapin-uzmanindan-cocuklar-icin-8-kritik-oneri</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/okullar-acilmadan-once-bunu-yapin-uzmanindan-cocuklar-icin-8-kritik-oneri.jpg" type="image/jpeg" length="70713"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir haftada 75 yeni vaka! Komşuda Batı Nil virüsü alarmı verildi: 19 kişi hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/bir-haftada-75-yeni-vaka-komsuda-bati-nil-virusu-alarmi-verildi-19-kisi-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/bir-haftada-75-yeni-vaka-komsuda-bati-nil-virusu-alarmi-verildi-19-kisi-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yunanistan’da Batı Nil virüsü vakalarındaki artış sürüyor. 19-26 Ağustos tarihleri arasında 75 yeni vaka tespit edilirken aynı dönemde 6 kişi virüs nedeniyle yaşamını yitirdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yunanistan Ulusal Kamu Sağlığı Kurumu (EODY), ülkedeki Batı Nil virüsü vakalarına ilişkin güncel verileri yayımladı. Kurumun verilerine göre 19-26 Ağustos tarihleri arasında 75 kişide daha Batı Nil virüsü tespit edildi. Aynı dönemde hastalık nedeniyle 6 kişi hayatını kaybetti. Böylece 2026 başından bu yana Yunanistan’da Batı Nil virüsüne bağlı can kaybı 19’a yükseldi.</p>

<h3><strong>YUNANİSTAN AVRUPA'DA İKİNCİ SIRADA</strong></h3>

<p>Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre Yunanistan, Batı Nil virüsü vakalarının görülme sıklığı açısından Avrupa’da İtalya’nın ardından ikinci sırada yer alıyor. Ülkede özellikle yaz aylarında vaka sayısındaki artış, sivrisinek kaynaklı hastalıkların yayılmasıyla ilgili endişeleri artırıyor. Son verilerle birlikte Yunanistan, Avrupa’da Batı Nil virüsünün en fazla görüldüğü ülkeler arasında bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>VİRÜSÜN YAYILIMINI ETKİLİYOR</strong></h3>

<p>Kathimerini gazetesinin haberinde, Batı Nil virüsünün Yunanistan’da yaygın görülmesinde ülkenin coğrafi konumunun ve iklim koşullarının etkili olduğu belirtildi. Sivrisineklerin yıl boyunca yaşamını sürdürebilmesine imkan sağlayan iklim koşullarının virüsün yayılım</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/bir-haftada-75-yeni-vaka-komsuda-bati-nil-virusu-alarmi-verildi-19-kisi-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/07/0x0-sivrisinek-isirigina-ne-iyi-gelir-evde-sinek-isirigi-nasil-gecer-ve-kasintisina-ne-surulur-1687521703872.webp" type="image/jpeg" length="21253"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz sıcakları böbrekleri de vuruyor! Uzmanından kritik su uyarısı: Susamayı beklemeyin]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/yaz-sicaklari-bobrekleri-de-vuruyor-uzmanindan-kritik-su-uyarisi-susamayi-beklemeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/yaz-sicaklari-bobrekleri-de-vuruyor-uzmanindan-kritik-su-uyarisi-susamayi-beklemeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklık ve terlemeyle vücudun daha fazla sıvı kaybetmesi, böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabiliyor. Uzmanlar, özellikle daha önce taş düşüren kişilerin sıcak havalarda su tüketimine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini belirtiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek sıcaklıklarda terleme yoluyla kaybedilen sıvının yerine konulmaması, idrar miktarının azalmasına ve yoğunlaşmasına yol açabiliyor. İdrarda çözünmüş halde bulunan bazı minerallerin yoğunluğunun artması ise kristalleşmeyi kolaylaştırarak böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Eymen Gazel, sıcak havalarda yalnızca güneş çarpması ve sıvı kaybı gibi sorunlara değil, böbreklerin susuz kalmasına da dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>SADECE SU MİKTARINA DEĞİL, İDRARA DA BAKIN</strong></h3>

<p>Günlük sıvı ihtiyacının herkes için aynı olmadığını belirten uzman, kişinin kilosu, fiziksel aktivitesi, hava sıcaklığı ve terleme miktarının tüketilmesi gereken sıvı miktarını değiştirdiğini ifade etti.</p>

<p>Taş hastaları için Avrupa Üroloji Birliği kılavuzlarında genel olarak günlük yaklaşık 2,5-3 litre sıvı tüketiminin ve 24 saatte 2,5 litrenin üzerinde idrar çıkışının hedeflendiği aktarıldı. Sıcak havalarda terleme arttığı için ihtiyaç duyulan sıvı miktarı da yükselebiliyor.</p>

<p><img alt="Su Içmek-6" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/su-icmek-6.jpg" width="1280" /></p>

<p>Uzmanlar, yeterli sıvı alımını değerlendirmek için idrarın rengi ve miktarının da takip edilebileceğini belirtiyor. Açık renkli ve yeterli miktardaki idrar, genel olarak iyi hidrasyonun göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Kalp veya böbrek yetmezliği gibi sıvı kısıtlaması gerektiren rahatsızlığı bulunan kişilerin ise kendi doktorlarının önerdiği miktarın üzerine çıkmaması gerekiyor.</p>

<h3><strong>DAHA ÖNCE TAŞ DÜŞÜRENLER DAHA DİKKATLİ OLMALI</strong></h3>

<p>Daha önce böbrek taşı problemi yaşayan kişilerde yeniden taş oluşma ihtimalinin daha yüksek olabileceğine dikkat çekildi. Sıcak hava ve buna bağlı sıvı kaybının da eklenmesiyle bu kişilerin yaz döneminde su tüketimine ve beslenme düzenine daha fazla özen göstermesi öneriliyor. Ancak daha önce taş düşüren herkesin mutlaka yeniden aynı sorunu yaşayacağı anlamına gelmediği de vurgulanıyor. Riskin kişiden kişiye değişebileceği belirtiliyor.</p>

<h3><strong>ŞİDDETLİ AĞRIYA ATEŞ EŞLİK EDİYORSA BEKLEMEYİN</strong></h3>

<p>Böbrek taşında en sık görülen belirtilerden biri, belin yan tarafında başlayıp kasığa doğru yayılabilen şiddetli ağrı. Bulantı, kusma ve idrarda kan görülmesi de tabloya eşlik edebiliyor. Ancak şiddetli ağrının yanında ateş veya titreme görülmesi, idrar yapamama ya da genel sağlık durumunun hızla kötüleşmesi halinde durumun daha ciddi olabileceği belirtiliyor. Özellikle tıkalı bir böbrekte enfeksiyon gelişmesi acil ürolojik müdahale gerektirebiliyor.</p>

<h3><strong>HER BÖBREK TAŞI AMELİYAT GEREKTİRMİYOR</strong></h3>

<p>Böbrek taşı tespit edilen her hastanın ameliyat edilmesi gerekmiyor. Taşın büyüklüğü, bulunduğu bölge, idrar yolunda tıkanıklık oluşturup oluşturmadığı, enfeksiyon bulunup bulunmadığı ve hastanın şikâyetleri tedavi yönteminin belirlenmesinde etkili oluyor.</p>

<p>Küçük taşların bir bölümü kendiliğinden düşebilirken, gerekli görülen durumlarda şok dalgalarıyla taş kırma, lazerle taş tedavisi ve perkütan nefrolitotomi gibi daha az invaziv yöntemlerden yararlanılabiliyor.</p>

<h3><strong>UZMANINDAN YAZ AYLARI İÇİN KRİTİK ÖNERİ</strong></h3>

<p>Doç. Dr. Eymen Gazel, sıcak havalarda susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketilmesini, aşırı tuz ve hayvansal protein tüketiminin sınırlandırılmasını önerdi. Özellikle daha önce böbrek taşı düşüren kişilerin yaz aylarında daha dikkatli olması gerektiğini belirten Gazel, şiddetli böğür ağrısı, idrarda kan, ateş, titreme veya idrar yapamama gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/yaz-sicaklari-bobrekleri-de-vuruyor-uzmanindan-kritik-su-uyarisi-susamayi-beklemeyin</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 09:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/su-icmek4.jpg" type="image/jpeg" length="47953"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geceleri sürekli 6 saatten az uyuyanlar dikkat! Uzmanı uyardı: Bu belirtileri göz ardı etmeyin]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/geceleri-surekli-6-saatten-az-uyuyanlar-dikkat-uzmani-uyardi-bu-belirtileri-goz-ardi-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/geceleri-surekli-6-saatten-az-uyuyanlar-dikkat-uzmani-uyardi-bu-belirtileri-goz-ardi-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, geceleri sürekli 6 saatten az uyumanın yüksek tansiyon riskini artırabileceğini belirterek uyku düzenine dikkat çekerek uyarılarda bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Emrah Özdemir, geceleri 6 saatten az uyumanın yüksek tansiyon riskini artırabileceğini bildirdi. Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Özdemir, uyku sırasında kalp hızının ve kan basıncının doğal olarak düşmesinin beklendiğini belirtti. Uykunun kalp ve damar sisteminin dinlenme dönemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Özdemir, yetersiz uykunun bu dinlenme sürecini etkileyebileceğini ifade etti.</p><h3><strong>GECE DÜŞMESİNİ ENGELLEYEBİLİYOR</strong></h3><p>Özdemir, "Yetersiz uyku durumunda vücut bu dinlenme sürecini yeterince tamamlayamayabilir. Özellikle uyku süresinin sürekli olarak kısa olması, kan basıncının gece boyunca beklenen düzeyde düşmesini engelleyebilir." ifadelerini kullandı. Yetersiz uykunun yalnızca yorgunluk ve dikkat kaybıyla değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Özdemir, uyku eksikliğinin kalp-damar sistemi üzerinde de etkileri olabileceğini kaydetti.</p><h3><strong>UYKU EKSİKLİĞİ STRES HORMONLARINI ETKİLEYEBİLİYOR</strong></h3><p>Yetersiz uykunun stres hormonlarının artmasına ve sempatik sinir sisteminin daha aktif çalışmasına neden olabileceğini belirten Özdemir, vücudun uzun süre uyarılmış halde kalmasının kalp hızı ve kan basıncı üzerinde etkili olabileceğini söyledi. Özdemir, "Vücudun uzun süre bu şekilde uyarılmış halde kalması, kalp hızını ve kan basıncını etkileyebilir. Bu nedenle uyku düzenini kalp sağlığından bağımsız düşünmemek gerekir." değerlendirmesinde bulundu.</p><h3><strong>UYKU KALİTESİ DE SÜRESİ KADAR ÖNEM TAŞIYOR</strong></h3><p>Sadece yatakta geçirilen sürenin yeterli olmadığını vurgulayan Özdemir, uyku kalitesinin de dikkate alınması gerektiğini belirtti. Gece boyunca sık uyanma, uykuya dalmakta güçlük çekme, horlama ve uyku apnesi gibi sorunların uyku kalitesini bozabileceğine dikkat çekti.</p><h3><strong>UYKU BÖLÜNMESİNE DİKKAT EDİLMELİ</strong></h3><p>Özdemir, uyku süresinin tek başına yeterli olmayabileceğini belirterek, "Bir kişi yedi-sekiz saat uyuduğunu düşünebilir ancak uyku sürekli bölünüyorsa vücut yeterince dinlenemeyebilir. Özellikle yüksek tansiyonu bulunan veya kalp-damar hastalığı açısından risk taşıyan kişilerin uyku kalitesini de dikkate alması önemlidir." önerisinde bulundu. Bu nedenle gece uykusunun kaç saat sürdüğünün yanı sıra uykunun kesintisiz olup olmadığı ve kişinin sabah dinlenmiş şekilde uyanıp uyanmadığının da önem taşıdığı belirtildi.</p><h3><strong>BİRDEN FAZLA FAKTÖR ROL OYNUYOR</strong></h3><p>Yüksek tansiyon gelişiminde genetik yatkınlık, yaş, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, fazla kilo, stres ve sigara kullanımı gibi birçok faktörün rol oynadığını aktaran Özdemir, uykunun da bu bütünün önemli parçalarından biri olduğunu ifade etti. Özdemir, düzenli ve yeterli uykunun kan basıncının kontrolü ile kalp-damar sağlığının korunması açısından dikkate alınması gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h3><strong>UZMAN UYKU DÜZENİNİN GÖZDEN GEÇİRİLMESİNİ ÖNERDİ</strong></h3><p>Araştırmaların düzenli ve yeterli uykunun kan basıncının kontrolü ve kalp-damar sağlığının korunması açısından göz ardı edilmemesi gerektiğini gösterdiğine dikkat çeken Özdemir, özellikle belirli gruplara uyarıda bulundu. Özdemir, "Özellikle geceleri sürekli altı saatten az uyuyan, sabah dinlenmeden uyanan veya yüksek tansiyon problemi bulunan kişilerin uyku düzenlerini gözden geçirmeleri gerekiyor. Gerekli durumlarda uzman değerlendirmesi önem taşıyor." ifadelerini kullandı. Uzmanın değerlendirmesine göre uyku süresi ve uyku kalitesi, yüksek tansiyon ve kalp-damar sağlığı açısından dikkate alınması gereken unsurlar arasında yer alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/geceleri-surekli-6-saatten-az-uyuyanlar-dikkat-uzmani-uyardi-bu-belirtileri-goz-ardi-etmeyin</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 07:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/07/uykusuzluk-nedir-1280x854.webp" type="image/jpeg" length="44344"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Menopoz döneminde baş ağrısı yaşayanlar dikkat! Menopoz ve migren arasındaki ilişki ortaya çıktı]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/menopoz-doneminde-bas-agrisi-yasayanlar-dikkat-menopoz-ve-migren-arasindaki-iliski-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/menopoz-doneminde-bas-agrisi-yasayanlar-dikkat-menopoz-ve-migren-arasindaki-iliski-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Menopoz dönemindeki hormonal değişimler, özellikle perimenopoz sürecinde migren ataklarının sıklığını ve şiddetini etkileyebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Songül Turğut, östrojen düzeylerindeki dalgalanmaların baş ağrılarını artırabileceğini belirterek 50 yaşından sonra yeni başlayan ağrıların mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz döneminde yaşanan hormonal değişimlerin baş ağrılarının karakterini ve sıklığını değiştirebildiği belirtildi. Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komisyonu Nöroloji Uzmanı Dr. Songül Turğut, özellikle menopoz öncesindeki geçiş dönemi olan perimenopozda östrojen seviyelerindeki değişimlerin migren atakları üzerinde etkili olabileceğini ifade etti.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/a-w774904-01.jpg" width="1418" /></p>

<p>Dr. Turğut: "Migren ile hormonlar arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Özellikle östrojen düzeyindeki hızlı değişimler, migren atağını tetikleyebiliyor. Bu nedenle menopoz öncesindeki geçiş dönemi olan perimenopozda, daha önce migren öyküsü bulunan kadınlarda atakların sıklaşması, uzaması veya daha şiddetli seyretmesi mümkün. Ancak her baş ağrısını menopozla ilişkilendirmek doğru değil. Baş ağrısının özellikleri mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<h3><strong>UYKU DÜZENİ BAŞ AĞRISINI TETİKLEYEBİLİYOR</strong></h3>

<p>Perimenopoz döneminde hormon seviyelerinin sabit kalmak yerine önemli dalgalanmalar gösterebildiğini vurgulayan Dr. Songül Turğut, östrojen hormonundaki değişimlerin migren açısından önemli bir tetikleyici olabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu dönemde baş ağrılarını etkileyebilecek faktörlerin yalnızca hormonal değişimlerle sınırlı olmadığı belirtildi. Uyku düzeninin bozulması, stres, sıcak basmaları, gece terlemeleri, düzensiz beslenme ve sıvı tüketiminin azalmasının da baş ağrılarını kolaylaştırabileceği ifade edildi.</p>

<p>Uzm. Dr. Turğut: "Özellikle östrojen hormonundaki dalgalanmalar, migren açısından önemli bir tetikleyici olabilir. Bunun yanında menopoz geçiş döneminde uyku düzeninin bozulması, stres, sıcak basmaları, gece terlemeleri, düzensiz beslenme ve sıvı tüketiminin azalması gibi faktörler de baş ağrılarını kolaylaştırabilir. Dolayısıyla bu dönemde ortaya çıkan baş ağrılarını yalnızca hormonal değişimlerle açıklamak yerine, kişiyi bir bütün olarak değerlendirmek gerekir" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>50 YAŞINDAN SONRA BAŞLAYAN BAŞ AĞRILARI İHMAL EDİLMEMELİ</strong></h3>

<p>50 yaşından sonra ilk kez ortaya çıkan, alışılmışın dışında seyreden veya giderek şiddetlenen baş ağrılarının yalnızca menopozla ilişkilendirilmemesi gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Daha önce baş ağrısı yaşamamış kişilerde menopoz sonrasında ortaya çıkan yeni baş ağrılarının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Turğut, bazı belirtilerin özellikle dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>

<h3><strong>ANİ BAŞLAYAN VE FARKLILAŞAN AĞRILARA DİKKAT</strong></h3>

<p>Uzm. Dr. Songül Turğut: "Özellikle daha önce hiç baş ağrısı yaşamamış bir kişide menopoz sonrasında yeni başlayan baş ağrısı mutlaka değerlendirilmelidir. Baş ağrısının aniden başlaması, giderek şiddetlenmesi, daha önceki ağrılardan farklı bir karakter kazanması, nörolojik bulguların eşlik etmesi, görme veya konuşma bozukluğu, güç kaybı, bilinç değişikliği gibi belirtilerin ortaya çıkması durumunda gecikmeden nöroloji uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü menopoz döneminde görülmesi, her baş ağrısının hormonal kaynaklı olduğu anlamına gelmez. Hayatında daha önce hiç migren öyküsü olmayan bir kadında da menopoz döneminde ilk kez migren benzeri baş ağrıları ortaya çıkabilir. Yeni başlayan baş ağrısının migren olup olmadığı, öncelikle diğer muhtemel nedenler dışlandıktan sonra değerlendirilmelidir. Özellikle ileri yaşta başlayan baş ağrılarında doğru tanı büyük önem taşır" dedi.</p>

<h3><strong>MİGREN TEDAVİSİNDE NÖRALTERAPİ DESTEĞİ</strong></h3>

<p>Menopoz döneminde artan baş ağrıları ve migren ataklarının tedavisinin yalnızca ağrı kesici kullanımından ibaret olmadığı belirtildi. Uzm. Dr. Songül Turğut, nöralterapinin de tamamlayıcı ve bütüncül bir tedavi yöntemi olarak uygulanabildiğini ifade etti.</p>

<p>Turğut, tedavide kişinin migren ataklarının sıklığı, ağrının özellikleri, menopoz döneminde yaşadığı yakınmalar ve yaşam tarzının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Uzm. Dr. Turğut tedavi yaklaşımına ilişkin, "Menopoz döneminde artan baş ağrıları ve migren atakları için nöralterapi, otonom sinir sistemini düzenleyerek ve vücudun iyileşme mekanizmasını uyararak uygulanan tamamlayıcı ve bütüncül bir tedavi yöntemidir. Burada temel amaç, kadının hem migren ataklarını hem de menopoz dönemindeki yaşam kalitesini birlikte ele alan kişiselleştirilmiş bir yaklaşım oluşturmaktır. Tedavide kişinin atak sıklığı, ağrının özellikleri, eşlik eden menopoz yakınmaları ve yaşam tarzı birlikte değerlendirilmelidir. Uyku düzeninin sağlanması, yeterli sıvı tüketimi, düzenli beslenme, fiziksel aktivite ve migreni tetikleyen kişiye özel tetikleyicilerin belirlenmesi tedavinin önemli parçalarıdır" diye konuştu.</p>

<h3><strong>YAŞAM TARZI DA TEDAVİNİN BİR PARÇASI</strong></h3>

<p>Menopoz döneminde migren ataklarının yönetiminde uyku düzeninin sağlanması, yeterli sıvı tüketimi, düzenli beslenme ve fiziksel aktivitenin önem taşıdığı belirtildi.</p>

<p>Bunun yanında migreni tetikleyen kişiye özel faktörlerin belirlenmesinin de tedavi sürecinin önemli parçalarından biri olduğu ifade edildi. Böylece menopoz yakınmaları ile migren ataklarının birlikte değerlendirilmesine dayalı kişiselleştirilmiş bir yaklaşımın oluşturulabileceği aktarıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/menopoz-doneminde-bas-agrisi-yasayanlar-dikkat-menopoz-ve-migren-arasindaki-iliski-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 06:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/08/menopoz-doneminde-bas-agrisi-yasayanlar-dikkat-menopoz-ve-migren-arasindaki-iliski-ortaya-cik.webp" type="image/jpeg" length="62025"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[8 saat uyuyup hala yorgunsanız nedeni bu olabilir! Uzmanlar uyardı: Sadece uykusuzluk değil]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/8-saat-uyuyup-hala-yorgunsaniz-nedeni-bu-olabilir-uzmanlar-uyardi-sadece-uykusuzluk-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/8-saat-uyuyup-hala-yorgunsaniz-nedeni-bu-olabilir-uzmanlar-uyardi-sadece-uykusuzluk-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeterli süre uyumasına rağmen sabahları kendini bitkin hissedenlerin yaşadığı durumun altında farklı nedenler bulunabiliyor. Uzmanlar; uyku apnesinden demir eksikliğine, stres ve ekran kullanımından geç saatlerde yemek yemeye kadar pek çok faktörün sabah yorgunluğunu tetikleyebileceğine dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sabahları yataktan kalkmakta zorlanıyor, yeterince uyumanıza rağmen kendinizi dinlenmemiş hissediyorsanız bunun nedeni yalnızca uykusuzluk olmayabilir. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Ulusoy Demir, uyku süresinin yanı sıra uykunun kalitesinin de güne zinde başlamada önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<h3><strong>UYKU SÜRESİ KADAR KALİTESİ DE ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Uzmanlara göre yeterli saat uyumak tek başına dinlenmiş şekilde uyanmak için yeterli olmayabiliyor. Uykunun derin uyku ve REM gibi evrelerinin kesintiye uğraması, vücudun gece boyunca ihtiyaç duyduğu yenilenme sürecini olumsuz etkileyebiliyor.Düzensiz uyku saatleri, gece boyunca yaşanan mikro uyanmalar ve biyolojik saati etkileyen alışkanlıklar da sabah yorgunluğuna zemin hazırlayabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>SABAH YORGUNLUĞUNUN NEDENİ UYKU APNESİ OLABİLİR</strong></h3>

<p>Sabahları sürekli yorgun uyanmanın önemli tıbbi nedenlerinden biri de uyku apnesi olarak gösteriliyor. Uyku sırasında solunumun tekrarlayan şekilde durması, kandaki oksijen seviyesinin düşmesine ve uykunun fark edilmeyen kısa uyanmalarla bölünmesine neden olabiliyor. Şiddetli horlama, uykuda nefesin kesilmesi, gece boğulma hissiyle uyanma, ağız kuruluğu ve gece sık idrara çıkma uyku apnesinin belirtileri arasında yer alıyor. Sabah baş ağrısı, gün içerisinde aşırı uyku hali, unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğü de dikkate alınması gereken işaretler arasında bulunuyor.</p>

<h3><strong>DEMİR VE B12 EKSİKLİĞİ DE YORGUNLUK YAPABİLİR</strong></h3>

<p>Sabah yorgunluğunun altında yalnızca uyku problemleri bulunmayabilir. Demir eksikliği, kansızlık, B12 eksikliği ve tiroit hastalıkları da kişinin kendisini sürekli enerjisiz hissetmesine yol açabilir. Bu tür durumlarda yeterli uykuya rağmen ağır bitkinlik, zihinsel bulanıklık, kas ve eklem ağrıları ile sabahları uyanmakta güçlük yaşanabileceği belirtiliyor.</p>

<p><img alt="Psikolog Yazicidan Sonbahar Uyarisi Uykusuzluk Problemleri Baslayabilir" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2025/09/psikolog-yazicidan-sonbahar-uyarisi-uykusuzluk-problemleri-baslayabilir.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>GECE EKRAN KULLANIMINA DİKKAT</strong></h3>

<p>Telefon, tablet ve bilgisayar gibi cihazların gece geç saatlere kadar kullanılması da uyku kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Ekran ışığı biyolojik saati etkileyebilirken, yoğun ekran kullanımı zihnin uyarılmış kalmasına ve uykuya geçişin zorlaşmasına neden olabiliyor. Uzmanlar, yatmadan önce ekran kullanımının azaltılmasını ve mümkünse uyku öncesindeki 1-2 saatin daha sakin geçirilmesini öneriyor. Gece geç saatlerde tüketilen ağır yemeklerin yanı sıra fazla kafein ve alkol kullanımı da uyku düzenini bozabiliyor. Özellikle kafeinin vücutta uzun süre kalabilmesi nedeniyle akşam saatlerinde tüketimine dikkat edilmesi gerekiyor. Alkol ise başlangıçta uykuya dalmayı kolaylaştırıyor gibi görünse de uyku kalitesini düşürerek gece boyunca dinlenmeyi zorlaştırabiliyor.</p>

<h3><strong>STRES DE UYKUNUN KALİTESİNİ DÜŞÜREBİLİR</strong></h3>

<p>Yoğun stres ve zihinsel yorgunluk da sabahları dinlenememiş şekilde uyanmanın nedenleri arasında bulunuyor. Gün içerisinde yaşanan yoğun stres, kişinin gece boyunca gevşemesini ve derin uyku evrelerine geçmesini zorlaştırabiliyor.</p>

<h3><strong>2-3 HAFTADAN UZUN SÜRÜYORSA DİKKAT</strong></h3>

<p>Sabah yorgunluğunun yaşam tarzı değişikliklerine rağmen 2-3 haftadan uzun sürmesi halinde doktora başvurulması öneriliyor. Özellikle yorgunluğa aşırı uyku hali, uykuda nefes kesilmesi, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, istemsiz kilo kaybı veya belirgin odaklanma güçlüğü eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme önem taşıyor.</p>

<p>Uzmanlar ayrıca daha dinç uyanmak için her gün mümkün olduğunca aynı saatlerde yatıp kalkılmasını, sabah saatlerinde doğal gün ışığından yararlanılmasını, düzenli fiziksel aktivite yapılmasını ve yatmadan önce ekran kullanımının azaltılmasını tavsiye ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/8-saat-uyuyup-hala-yorgunsaniz-nedeni-bu-olabilir-uzmanlar-uyardi-sadece-uykusuzluk-degil</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 03:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/07/uykusuzluk-nedir-1280x854.webp" type="image/jpeg" length="11341"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Piknikte et ve tavuk tüketenler dikkat! Uzmanı uyardı: Yanlış muhafaza zehirlenmeye yol açabilir]]></title>
      <link>https://egetelgraf.com/piknikte-et-ve-tavuk-tuketenler-dikkat-uzmani-uyardi-yanlis-muhafaza-zehirlenmeye-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://egetelgraf.com/piknikte-et-ve-tavuk-tuketenler-dikkat-uzmani-uyardi-yanlis-muhafaza-zehirlenmeye-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, sıcak havalarda piknik yapanları et, tavuk ve süt ürünlerinin muhafazası konusunda uyararak tavsiyelerde bulundu. İşte dikkat etmeniz gereken noktalar]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Yılmaz, sıcak havalarda piknik yapanların et ve tavuk gibi hayvansal ürünlerin taşınması, muhafazası ve pişirilmesi sırasında dikkatli olması gerektiğini belirtti. Yılmaz, yaz aylarında aileleriyle doğada vakit geçirmek isteyenlerin özellikle hafta sonları ve akşam saatlerinde yeşil alanlarda piknik yaptığını söyledi. Pikniklerde genellikle tavuk ve et ürünlerinin ızgarada pişirildiğini belirten Yılmaz, ürünlerin satın alınmasından tüketilmesine kadar geçen süreçte gıda güvenliğine dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.</p><h3><strong>SOĞUK ZİNCİR KORUNMALI</strong></h3><p>Pikniklerde tüketilen hayvansal ürünlerin kısa sürede bozulabileceğine dikkat çeken Yılmaz, özellikle kanatlı etlerin daha hızlı bozulabildiğini belirtti. Yılmaz, "Ürünlerin marketten satın alınmasından tüketilmesine kadar tüm aşamalarda soğuk zincire dikkat edilmesi gerekiyor." dedi. Hayvansal ürünlerin kısa sürede bozulmasının gıda zehirlenmelerine yol açabileceğini ifade eden Yılmaz, satın alınan ürünlerin uygun sıcaklıkta muhafaza edilmesinin önem taşıdığını söyledi. Yılmaz, "Satın alınan gıdaların soğuk zincir şartlarında, en azından buz aküleri veya ısı geçirgenliği düşük ambalajlarla muhafaza edilmesi gerekiyor. Ürünler tüketilinceye veya ızgarada pişirilinceye kadar uygun koşullarda saklanmalı." dedi.</p><h3><strong>AYRAN VE SÜT ÜRÜNLERİNDE BOZULMA RİSKİ ARTIYOR</strong></h3><p>Yılmaz, sıcak havalarda yalnızca et ve tavuk ürünlerinin değil, ayran ve diğer süt ürünlerinin de bozulma riskinin yüksek olduğunu belirtti. Bu ürünlerin de uygun koşullarda muhafaza edilmesi gerektiğine dikkat çekildi.</p><p><img src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/08/piknikte-et-ve-tavuk-tuketenler-dikkat-uzmani-uyardi-yanlis-muhafaza-zehirlenmeye-yol-acabilir.jpg"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h3><strong>PİŞİRİLEN GIDALAR 1 SAAT İÇİNDE TÜKETİLMELİ</strong></h3><p>Piknikte ızgarada pişirilen gıdaların da uygun koşullarda bekletilmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, sıcak havalarda tüketim süresinin önemine dikkat çekti. Yılmaz, "Pişirilen gıdaların mümkünse 45 dakika ila 1 saat içerisinde tüketilmesi, özellikle sıcak havalarda gıda güvenliği açısından daha uygun olacaktır. Gıdaların uygun koşullarda muhafaza edilmemesi zehirlenmelere neden olabilir." diye konuştu.</p><h3><strong>GIDA GÜVENLİĞİNE DİKKAT</strong></h3><p>Yılmaz, toplu organizasyonlarda hazırlanan yemeklerin saklama koşullarına daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Uygun şekilde muhafaza edilmeyen gıdaların yalnızca tek bir kişiyi değil, aynı organizasyona katılan çok sayıda kişiyi etkileyebilecek toplu zehirlenmelere yol açabileceğini belirtti.</p><h3><strong>IZGARADA YOĞUN DUMANDAN KAÇINILMASI GEREKİYOR</strong></h3><p>Izgarada yalnızca gıdanın mikrobiyolojik güvenliğinin değil, pişirme sırasında maruz kaldığı dumanın da dikkate alınması gerektiğini belirten Yılmaz, özellikle yağlı ürünlerde yoğun duman oluşabileceğini ifade etti. Yılmaz, ızgarada oluşan yoğun dumanın sağlık açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Izgarada oluşan dumandan bazı kanserojen bileşiklerin ortaya çıkabildiğini belirten Yılmaz, bu bileşiklerin pişirilen etle temas edebildiğini dile getirdi. Yılmaz, gıdaların yoğun dumana maruz bırakılmaması gerektiğini kaydetti. Sıcak havalarda piknik yapanların et, tavuk ve süt ürünlerinin taşınması ile muhafaza edilmesinden pişirme ve tüketim aşamasına kadar gıda güvenliği kurallarına dikkat etmesi gerektiği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://egetelgraf.com/piknikte-et-ve-tavuk-tuketenler-dikkat-uzmani-uyardi-yanlis-muhafaza-zehirlenmeye-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 02:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2024/05/piknik-hazirliklari-ofix-blog-2.jpg" type="image/jpeg" length="12120"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
